(Bu içerik SavunmaSanayiST.com’a aittir. Kaynak belirtilmeden kullanılması halinde hak talebinde bulunulacaktır.)

Türkiye ile ABD arasında yaşanan F-35/S-400 restleşmesinde fiili adımların yavaş yavaş atılmaya başlandığı, daha büyük çaplı adımların atılmasına ise ramak kalınan bir dönemde olduğumuz şu günlerde kamuoyunda bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde sürekli olarak dile getirilen büyük yanlışlardan biride bu krizin asıl sebebinin Rus yapımı S-400 yüksek irtifa hava savunma sistemi olduğu değerlendirmesi…

Peki, gerçekten asıl sorun S-400 mü?

ABD Türkiye’yi gerçekten 128 ila 144 atışa hazır füze yüzünden mi tehdit ediyor?

Yoksa S-400’ler temelde çok farklı sorunlar yaşayan iki ülkenin kavga sahası mı olmuş durumda?

Daha önceki analiz ve strateji yazılarımızda defalarca kez yazdığımız için artık S-400’ün veya F-35’in teknik özelliklerinden bahsetme gereği duymuyoruz. Şayet daha önce ki yazılarımızı okumadıysanız özellikle bu iki sistemin teknik özelliklerini anlattığımız yazı dizilerimize arama kısmına S-400 veya F-35 yazarak ulaşabilirsiniz.

Bu açıklamamızı da yaptıktan sonra yazımızın asıl konusu olan “Türkiye ile ABD arasında yaşanan S-400 krizi nasıl başladı, nasıl devam etti ve şuan içinde bulunduğumuz anda neler yaşanıyor?” gibi konu başlıklarımızı ele almaya başlayabiliriz.

Kriz nasıl başladı?

Geçmişten günümüze Türkiye’nin Yüksek İrtifa Hava Savunma tedarik programı” başlıklı yazımızda Türkiye’nin S-400’e uzanan hava savunma sistemi tedarik geçmişini büyük bir ciddiyet ve ayrıntı ile incelemiş, ABD’nin Patriot sistemini almayı hedefleyerek çıktığımız yolda uzun yıllar sonunda Rusya’dan S-400 sistemini almaya karar vermiş olduğumuzu sizlere aktarmıştık. Yine bu ve daha önce ki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere Türkiye toplamda 4 batarya S-400 sistemi ve bu sistemin içinde kimi kaynaklara göre 128 adet, kimi kaynaklara göre ise 144 atışa hazır füze edinmiş olacak. Ayrıca yine kimi kaynaklara göre 48 adet yedek füze satın alınacak.

Türkiye’nin S-400’e olan ilgisi 2016 yılının son çeyreğinde başladı. Takiben yaklaşık 1 sene süren görüşmelerin ardından ise iki ülke arasında yani Türkiye ve Rusya arasında resmi imzalar 2017 yılının son çeyreğinde atıldı.

“Türkiye Rusya’dan S-400 alacak” minvalinde ilk haberler yayınlanmaya başladığı sıralarda muhtemeldir ki ABD bu haberlere pek kulak asmamış, bunların asparagas haber olduğunu düşünmüştür.

Haberlerin çıkmasından resmi imzaların atılmasına kadar uzanan 1 yıllık süreçte de devam eden Türk-Rus görüşmelerine rağmen ABD şuanda olduğu gibi bir baskı kurmamış, yalnızca Türkiye’nin böyle bir adım atmayacağına inandığını söylemiştir.

Türkiye ile Rusya arasında resmi imzalar atılana kadar fiilen herhangi bir şey yapmayan, sadece Türkiye tarafından atılan adımları yanlış olarak niteleyen ABD, atılan resmi imzalar sonrasında da –belki de ilginç bir şekilde- yine herhangi hiçbir kuvvetli söylem veya fiili bir davranışta bulunmamış, önceki dönemlerde olduğu gibi Türkiye’nin yanlış bir karar verdiğini, en yakın zamanda bu yanlış karardan vazgeçileceğine inandığını beyan etmiştir.

Fakat süreç bu şekilde sakin bir yol izlerken, özellikle de Türkiye’nin isteği üzerine S-400 teslimatının birkaç ay öne alınması ve buna bağlı olarak teslimatın yapılacağı tarih yaklaştıkça ABD’de anlam verilemeyecek bir şekilde tansiyon yükselmesi yaşanmıştır. Türkiye’nin S-400 alımını gündemine getirdiği ilk günden, S-400 için resmi imzaların atılmasına kadar ve daha sonrasında ise teslimat tarihi yaklaşana kadar herhangi ciddi bir beyanda bulunmayan ABD’nin neden bir anda bu şekilde bir tavır sergilediği çoğu kişi tarafından anlaşılamamıştır.

Ya Türkiye’nin S-400 alma niyetini belli ettiği, ve takip eden süre zarfı içerisinde resmi imzaların atıldığı ve hatta teslimat tarihlerinin belli olduğu takvim içerisindeyken ilgilendiği/satın aldığı sistem ile bugünkü sistem birbirinden farklı sistemlerdir (ki bu değil) ya da Türkiye ile ABD arasında kopan kıyametin asıl sebebi S-400 değil.

Gerçek sorun S-400 değil mi?

Yukarıda da söylemiş olduğumuz üzere Türkiye’nin Rusya’dan acil ihtiyaç kapsamında satın almış olduğu S-400 sisteminin içeriğinde kısa, orta ve uzun menzilli çeşitler barındıran 128 ila 144 adet atışa hazır + 48 adet yedek füze mevcut bulunuyor.

Bu sistem sayesinde Türkiye Yunanistan, Mısır ve İran gibi ülkeler karşısında potansiyel bir caydırıcılık sağlayacak olmasına karşın maalesef aynı caydırıcılığı ABD’ye karşı gösteremeyecektir. Zira atışa hazır 144 füze ile binlerce savaş uçağına ve on binlerce saldırı füzesine sahip olan bir küresel gücü değil durdurmak, bir caydırıcılık dahi kazanamayacağımızı kabul etmek gerekir. Yani S-400 ile bir şekilde ABD’ye ait bir F-35 düşürsek bile ABD’nin bu düşen F-35 yerine daha gönderebileceği dile kolay 2000 adet F-35’i bulunacak. (Daha F-22, F/A-18, F-16, F-15, A-10, B-52, B-2, B-1 gibi diğer uçakları saymıyoruz bile.) Kısaca teknik kabiliyetten ziyade en başta atımlık mermi sayısı olarak S-400 sistemi değil ABD’yi tehdit edecek bir sistem, caydırıcılık dahi sağlayacak bir sistem değil.

Peki, S-400 ABD için bir tehdit değilse ABD neden kıyameti koparıyor?

Akıllara gelen bu sorunun aslında çok basit bir cevabı var: “Çıkar çatışması”. Yani ABD S-400’ün olağanüstü özelliklerinden(!), Türkiye’nin S-400 alması halinde kendisi ile denk bir güce erişeceğinden(!), Türkiye’nin kendi uçaklarını vurması korkusundan(!), Türkiye’den habersiz hava aracı uçuramayacağından(!) (ABD şuanda da Türk Hava Sahası içerisinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin izin verdiği ölçüde uçabilmektedir zaten.), ve benzeri sebeplerden ötürü S-400’e karşı çıkmamaktadır. Yukarıda da söylemiş olduğumuz üzere ABD görüşmelerden tutunuz resmi imzaların atılmasına ve sistemlerin teslimatına yaklaşılana kadar herhangi ciddi bir mukavemet göstermemiştir. Fakat Türkiye o günde aynı S-400 sistemini almıştır, bugünde aynı sistemi kendi topraklarına yerleştirmek üzeredir. İşte burada açık bir şekilde görülmektedir ki ABD’nin derdi S-400 değildir.

“S-400 krizi ABD için bir kavga sahasıdır”:

Bir üst başlıkta da belirtmiş olduğumuz üzere ABD ile Türkiye arasında özellikle son 3-4 yıldır devam eden bir çıkar çatışması mevcuttur. Türkiye gelmiş olduğumuz gün itibariyle artık ABD’ye (ve genel anlamda dış ülkelere) olan bağımlılığını azaltmaya çalışmaktadır. Buna mukabil özellikle askeri anlamda atılan girişimci adımlar sayesinde Türkiye, ABD’nin Ortadoğu politikalarına tabir-i caizse çomak sokmakta, ABD’nin kendisi için sağlayacağı çıkarları engellemektedir.

Buna en basit anlamda Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatları örnek olarak verilebilir. Türkiye Fırat Kalkanı Harekatı ile Suriye kuzeyinde yaşanan IŞİD kaosuna bir son vererek, kendi sınır güvenliğini sağlamasının yanı sıra, aynı zamanda Akdeniz’e yakın bir bölgede bulunan YPG bağlısı teröristlerin Suriye’nin Kuzey Doğusunda ve Irak’ın Kuzeyinde bulunan PKK ile birleşmesinin önüne bir set çekmiştir. Takiben YPG’nin en büyük yuvalanmalarından biri olan Afrin şehrine yapılan Zeytin Dalı Harekatı kapsamında da Irak’ın kuzeyinden başlayarak Akdeniz’e kadar uzanan bir terör koridorunun önüne geçilmiştir.

Irak ve Suriye’nin Kuzeyinde yer alan çatışmalardan faydalanarak bir terör koridoru oluşturmaya çalışan ABD’nin bu koridor üzerinden petrol ve doğalgaz hortumlamaya çalışacağını tahmin etmek çok zor değildir.

İşte en basit örnek olarak verebileceğimiz Suriye’nin Kuzeyine düzenlenen iki büyük askeri harekatın aslında perde arkasında yatan sebeplerinden bir tanesi de bunlardır.

Bunların dışında ABD’nin yoğun desteğine rağmen Türkiye’nin direnci sayesinde Irak’ın ve Suriye’nin Kuzeyinde bir türlü kurulamayan terör devleti, Türkiye’nin Akdeniz’de bölgede ki tüm ülkeleri karşısına alarak Doğalgaz arama çalışmaları yapması, Katar’a karşı uygulanan yoğun baskıya ve ambargoya rağmen Türkiye’nin Katar’ın yanında yer aldığını belirtmesi ve Katar’da bir Türk askeri üssünün açılması, benzer şekilde Somali ülkesinde de bir Türk üssünün açılması, Türkiye’nin Rusya ile gitgide geliştirdiği ilişkiler, ABD’nin İran’a yönelik tutumlarına karşın Türkiye’nin İran ile ticarete devam etmesi ve şuan daha fazla sayamayacağımız nice çıkar çatışması varken dünyanın süper gücü ABD (herhangi bir radar ağına bağlanamayacağı için tam kapasitede çalışamayacak) 144+48 füzeden mi çekiniyor gerçekten?

Sonuç:

Görüldüğü üzere Türkiye ABD arasında yaşanan S-400 krizi esasen kavga etmek için ABD’nin aradığı fırsat haline gelmiştir. ABD S-400’ün teknik özelliklerinden, vuruş kabiliyetinden vs. bu kavgayı çıkarmamış, esasen Türkiye’nin kendisine karşı izlediği zıt politikalar karşısında kendisine lazım olan bahaneyi ortaya sürmüştür.

ABD Türkiye’den kendisine %100 bağımlı olmasını, Türkiye’nin ABD’ye adeta bir sömürge devlet gibi biat etmesini beklemekte ve istemektedir. Türkiye ise inatla ABD’nin bölgede ki çıkarlarını aksatmakta, kendi çıkarlarını sağlamak pahasına gerek ABD’yi, gerek diğer bölge ülkelerini karşısına almaktan çekinmemektedir.

İşte Türkiye ile ABD arasında yaşanmakta olan bu derin krizin sebebi bunlardır. ABD Türkiye’ye “Teröre karşı askeri harekat düzenleme, farklı ülkelere askeri üsler açma, Akdeniz’de doğalgaz arama, benim husumetim olanlarla yakınlaşma, ben ne dersem onu yap, benim lafımdan çıkma!“ demektedir. Türkiye ise tüm bunları reddetmekte ve bağımsız, hür bir ülke olduğunu elinden geldiğince göstermeye çalışmaktadır. İşte bu bağlamda S-400 meselesi de aynı zamanda Türkiye için bir inatlaşma aracı olmuştur. Türkiye “ABD’ye karşı”dan ziyade “ABD’ye rağmen” S-400 sistemini almış durumdadır. Bu da Türkiye için çok güçlü bir propaganda malzemesi haline gelmiştir. Öyle ki an itibariyle tüm dünyaya “ben ABD’nin bütün baskısına ve tehditlerine rağmen paramı istediğim yere harcar, istediğim yerde istediğimi yapar, istediğim şeyi alırım. Bunun içinde kimseye hesap vermem.” mesajını verdiğimiz bir durumdayız.

Özetle Türkiye şuan ABD ile bir çıkar çatışması halindedir. S-400/F-35 krizi ise bu çatışmanın yalnızca görünen yüzüdür. Bir takım Rusya destekli medya organları maalesef Türkiye’nin bu mücadelesini yalnızca S-400’e indirgemeye çalışarak Türkiye’nin verdiği mücadeleye bilerek veya bilmeyerek değer kaybettirmeye çalışmaktadır. Tabii ki öte yandan ABD destekli bazı medya organları da S-400’den hala vazgeçebilecek olduğumuzu, dolaylı yoldan ABD’ye biat etmemiz gerektiği yönünde algı operasyonları düzenlemektedir.

Yazı boyunca da anlattığımız üzere Türkiye ile ABD arasında yaşanan kriz asla S-400/F-35’den ibaret değildir. Türkiye ile ABD arasında şuan yaşanan çıkar çatışmalarının bir hesaplaşması yaşanmaktadır.


Yazar: Abdullah Bekci     Kaynak: SavunmaSanayiST.com

3 YORUMLAR

  1. TÜRKİYE S 400 ÜNGENİŞ RADARINI KULLANARAK KENDİ SİLAH SİSTEMLERİNDEKİ FÜZELERİ DE ETKİN KULLANABİLECEK PENÇE HAREKATINDA BORA FÜZESİNİ NİYE KULLANDI KONUYU BİLENLERE MESAJ OLARAK F 400 ÜN FÜZELERİ BİTSE BİLE KENDİ FÜZE SİSTEMLERİMİ VAR ABD İSTEDİĞİ UÇAĞI YOLLASIN SORUN DEĞİL TÜRKİYE İSTERSE DÜŞÜREBİLİR

  2. Radar çok önemli bu gidişle hava savunma sistemleri LAZER silahlara dönecek.Rakip te süreki hızlanmaya çalışıyor.Bu sebele Radar’da görüp kilit atmak çok önemli…Lazer savaşları geliyor

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here