Seyir füzeleri en temelde, taşıdıkları harp başlığını uzak mesafelere yüksek hassasiyletle ulaştırabilen insansız hava araçlarıdır. Turbojet, ramjet ve katı yakıtlı roket motoru gibi farklı tahrik sistemleri kullanan bu füzeler, güdüm için küresel konumlandırma sistemi, ataletsel seyrüsefer sistemi, kızılötesi ve radar arayıcı başlık gibi teknolojilerden yararlanmaktadırlar. Yirminci yüzyılın ilk yarısında tarih sahnesine çıkan seyir füzeleri, pek çok operasyonda kullanılmış ve bir güç çarpanı olarak etkinliğini kanıtlamıştır.

Aslen, Birinci Dünya Savaşı öncesi dönemde dahi otomatik olarak kontrol edilen, uçan bombaların kullanılma fikri mevcuttur. İlk fiili çalışma ise Peter C . Hewitt’in projesiyle, Nisan 1915’de başlamıştır. Aynı zaman diliminde, Avrupa’da da benzer konular üzerine emek sarf edilmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri’nin 6 Nisan 1917’de Birinci Dünya Savaşına dahil olmasıyla birlikte, uçan bomba çalışmalarına da daha fazla ilgi gösterilmeye başlanmıştır. Fakat bu dönemlerde ortaya koyulan platformlar, daha ziyade insansız bir kamikaze uçağa benzemektedir. Kısa süre sonra İngiltere’de de uzaktan komutalı hedef uçağı teminine yönelik adımlar atılmış ve alana yönelik ilgi, ilerleyen dönemlerde, uçan bombaları da içerecek şekilde genişlemiştir. İngiltere’de, gerçek manada bir uçan bomba üzerine çalışılmaya ise Eylül 1925 tarihinde başlanmıştır.

Seyir füzeleri en temelde, taşıdıkları harp başlığını uzak mesafelere yüksek hassasiyletle ulaştırabilen insansız hava araçlarıdır. Turbojet, ramjet ve katı yakıtlı roket motoru gibi farklı tahrik sistemleri kullanan bu füzeler, güdüm için küresel konumlandırma sistemi, ataletsel seyrüsefer sistemi, kızılötesi ve radar arayıcı başlık gibi teknolojilerden yararlanmaktadırlar. Yirminci yüzyılın ilk yarısında tarih sahnesine çıkan seyir füzeleri, pek çok operasyonda kullanılmış ve bir güç çarpanı olarak etkinliğini kanıtlamıştır.

Aslen, Birinci Dünya Savaşı öncesi dönemde dahi otomatik olarak kontrol edilen, uçan bombaların kullanılma fikri mevcuttur. İlk fiili çalışma ise Peter C . Hewitt’in projesiyle, Nisan 1915’de başlamıştır. Aynı zaman diliminde, Avrupa’da da benzer konular üzerine emek sarf edilmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri’nin 6 Nisan 1917’de Birinci Dünya Savaşına dahil olmasıyla birlikte, uçan bomba çalışmalarına da daha fazla ilgi gösterilmeye başlanmıştır. Fakat bu dönemlerde ortaya koyulan platformlar, daha ziyade insansız bir kamikaze uçağa benzemektedir. Kısa süre sonra İngiltere’de de uzaktan komutalı hedef uçağı teminine yönelik adımlar atılmış ve alana yönelik ilgi, ilerleyen dönemlerde, uçan bombaları da içerecek şekilde genişlemiştir. İngiltere’de, gerçek manada bir uçan bomba üzerine çalışılmaya ise Eylül 1925 tarihinde başlanmıştır.

1920’li yılların sonunda uçan bombalar ile ilgili çalışmaya başlayan Almanya’da geliştirilen V-1 füzesi, seyir füzelerinin atası kabul edilmektedir. Bir pulsejet motorla güçlendirilen ve 1940 ile 1943 yılları arasında geliştirilen V-1 füzesi, daha önceden istihbarat raporları olmasına rağmen, İngiltere tarafından hava fotoğrafları ile ilk defa 1943 yılında keşfedilmiştir. İlk saldırı ise Londra’ya, 13 Haziran 1944 tarihinde gerçekleştirilmiştir. İngiltere’ye yapılan saldırılardan kalan füze parçalarından da yararlanılmak suretiyle V-1, Amerika tarafından kopyalanmıştır. İkinci Dünya Savaşı bittiğinde Amerika Birleşik Devletleri’nin, aktif olarak yürürlükte olan 19 farklı güdümlü füze projesi bulunmaktadır ve bu sayı, takip eden süreçte yükselmeye devam etmiştir.

Söz konusu tarihlerden bu yana çalışılmaya devam eden seyir füzeleri, yıllar geçtikçe gerek kabiliyet gerekse de ürün portföyü açısından daha geniş bir yelpazeye ulaşmıştır. Hem kara hem hava hem de deniz platformlarına yüklenen bu füzeler, yakın tarihin en bilinen askeri operasyonlarında önemli roller oynamışlardır. Özellikle 1980’li yıllardan itibaren seyir füzelerine gösterilen ilgi kaydadeğer şekilde yükselmiştir. Bugün, seyir füzesi denildiği vakit akla ilk gelen sistemlerden olan Tomahawk da Amerikan Silahlı Kuvvetleri envanterinde 1983 yılında dahil olmuştur.

Seyir füzelerinin sadece Amerika Birleşik Devletlerince, 90’lı yıllarda kullanıldığı operasyonlar sıralanacak olursa, ortaya şu şekilde bir liste çıkacaktır:

  • Irak/ Desert Storm Operasyonu 1991
  • Irak/ Southern Watch Operasyonu 1993
  • Bosna/ Deliberate Force Operasyonu 1995
  • Irak/ Desert Strike Operasyonu 1996
  • Afganistan- Sudan 1998
  • Irak/ Desert Fox Operasyonu 1998
  • Sırbistan- Kosova/ Allied Force Operasyonu 1999

2000 yılı sonrası da yine Amerikan güçlerince Irak, Libya, Yemen ve Suriye gibi farklı bölgelerde gerçekleştirilen operasyonlarda seyir füzelerinden yararlanılmıştır. Ayrıca Rusya Federasyonu, Birleşik Krallık ve Fransa da Suriye’de seyir füzesi kullanmıştır.

İlkesel olarak seyir füzelerinden beklenenler arasında başı, nev’ine göre değişmekle beraber uzun menzil, yüksek beka kabiliyeti ve yüksek hassasiyet çekmektedir. Ek olarak, maliyet etkinlik de dikkate alınan önemli özelliklerden bir tanesidir. Öte yandan elektronik- dijital komponenetlerde ticarileşme, birim maliyetlerin düşürülebilmesinin önünü açmakta ve bu durum da seyir füzelerinin hanesine bir artı daha eklenmesini sağlamaktadır.

Seyir füzeleri atıcı platform, menzil ve seyir sürati gibi özellikler göz önüne alınarak farklı sınıflandırmalara tabi tutulmaktadırlar. Fakat bu sınıflandırmalarda, pek çok füze için aslen keskin ayrımlar bulunmamaktadır. Bahsedilen hususu bir örnek ile açmak gerekirse; Storm Shadow / SCALP füzesi ile MdCN füzesi temelde aynı teknolojiyi kullanan, derivatif sistemlerdir. Storm Shadow / SCALP ALCM (Air Launched Cruise Missile/ Havadan Atılan Seyir Füzesi) olarak adlandırılırken, MdCN’in denizaltılardan kullanılan versiyonu SLCM (Submarine Launched Cruise Missile) olarak anılmaktadır. Yazının kalan kısmında da ALCM türü füzeler ve ülkemizdeki çalışmalar konu alınacaktır.

Hem konvensiyonel hem de nükleer harp başlığı taşıyabilen ALCM’ler, Körfez Savaşı’ndan bu yana oldukça aktif şekilde kullanılagelmişlerdir. Halihazırda gerek Türk Silahlı Kuvvetlerince gerekse de müttefik ülkelerce kullanılan başlıca bir kaç ALCM’ye göz atılacak olunursa;

  • AGM-84K SLAM-ER: Amerikan Deniz Kuvvetleri projesi olan AGM-84K SLAM-ER, AGM-84 Harpoon ile kazanılan teknolojik altyapının üzerine inşa edilmiştir. Füzenin gelişim sürecinde basamaklar sırasıyla AGM-84A, AGM-84C, AGM-84D ve AGM-84E şeklinde olmuştur. AGM-84E, 1988- 1997 yılları arasında üretilmiş olup, SLAM-ER’ın geliştirme çalışmalarına ise 1994 yılında başlanmıştır. Bu süreçte füzenin harp başlığı, menzili, irtifası, görev planlama sistemleri, otomatik hedefleme sistemi gibi birimlerinde revizyonlar yapılmıştır. Füze, başlangıç operasyonel kabiliyetine ise 2000 yılında erişmiştir.

  • AGM-154 JSOW: Amerikan Hava Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetlerinin ortak projesi olan AGM-154 JSOW, havadan atılan itkisiz bir mühimmattır. BLU-97 ve BLU-108 gibi farklı tali mühimmatları sevk etmek üzere geliştirilen JSOW’un tasarım çalışmalarına 1980’li yılların sonlarında başlanmıştır. Sabit tesislere, zırhlı araçlara ve güçlendirilmiş hedeflere karşı kullanmak üzere tali mühimmat seçenekleri bulunan JSOW’un AGM-84A, AGM-84A-1, AGM-84B, AGM-84C, AGM-84C-1 gibi versiyonları geliştirilmiştir. Mühimmatın ilk operasyonel kullanımı ise 1999 yılında gerçekleşmiştir.
  • AGM-158 JASSM: Amerikan Silahlı Kuvvetlerinin B-52, B-1B, B-2, F-15E, F-16C ve F/A-18 uçaklarında kullanılmak üzere geliştirilen JASSM için çalışmalara 1990’lı yılların ortalarında başlanmıştır. Radar izi düşük olacak şekilde tasarlanan JASSM ilk defa 2008 yılında B-1B uçaklarında kullanılmıştır.

  • KEPD-350: KEPD-350, 90’lı yıllarda Avrupa’da geliştirilen, itkili ve itkisiz farklı mühimmatlardan oluşan bir ailenin mensubudur. Aile üyelerinin yapısal parçalar, harp başlıkları ve güdüm sistemleri gibi bazı birimleri ortak alt sistem felsefesiyle tasarlanmıştır.

Türkiye’nin ilk milli havadan atılan seyir füzesi ise SOM’dur. Hava Kuvvetleri Komutanlığının isterleri doğrultusunda, 2006 yılında çalışmalarına başlanan SOM projesi, TÜBİTAK SAGE tarafından yürütülmüştür. İlk SOM füzeleri kalifikasyon ve yer testlerinin tamamlanmasının ardından 2012 yılında envantere alınmıştır. Sonraki süreçte ise ROKETSAN A.Ş. ile Milli Savunma Bakanlığı arasında 2013 yılında bir anlaşma imzalanarak seri üretime başlanmıştır.

Esasen bu proje sayesinde; SOM-A, SOM-B1, SOM-B2 ve SOM-J şeklinde, ortak alt yapı üzerine inşa edilmiş farklı çözümlerden oluşan bir füze ailesi yaratılmıştır. Ailenin ilk üyesi olan SOM-A’nın geliştirme çalışmaları 2011, SOM-B1’in geliştirme çalışmaları ise 2012 yılında tamamlanmıştır. SOM-A ile SOM-B1 arasındaki en büyük fark arayıcı başlıktır. SOM-B2’de ise SOM-B1’den farklı olarak tandem delici bir harp başlığı kullanılmaktadır.

1’inci Hava İkmal Bakım Merkez Komutanlığı tarafından gerçekleştirilen çalışmalar ile SOM-A, SOM-B1 ve SOM-B2 füzeleri, Hava Kuvvetleri Komutanlığı envanterinde bulunan F-4 ile F-16 uçaklarına sertifiye edilmiştir.

Hava savunma sistemleri, stratejik tesisler, gemiler, komuta kontrol merkezleri, sığınaklar ve uçak hangarları gibi hedeflere karşı kullanılabilen SOM füzeleri, birbirini destekleyecek şekilde Ataletsel Navigasyon Sistemi, Küresel Konumlandırma Sistemi ve Yeryüzü Referanslı Navigasyon Sistemi kullanmaktadırlar. SOM-B1, SOM-B2 ve SOM-J füzelerinde, bunlara ilave olarak Otomatik Hedef Algılama ve Görüntüleyici Kızılötesi Arayıcı kabiliyeti de bulunmaktadır.

SOM silah ailesinin, F-35 uçağının dahili silah istasyonuna uyumlu olacak şekilde geliştirilen üyesi olan SOM-J, F-16 uçaklarında da kullanılabilecektir. Geliştirme çalışmalarına 18 Şubat 2014’te T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı ve ROKETSAN A.Ş. arasında imzalanan anlaşma ile start verilen SOM-J için F-35 uçağının üreticisi olan Amerikalı firma ile de iş birliği yapılmaktadır. F-35’in dahili silah istasyonlarına sığabilmesi adına bir dizi revizyon geçiren SOM-J, parça tesirli ve zırh delici harp başlığına sahiptir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here