1. Günümüzde İHA (İnsansız Hava Aracı)’lardan askeri alanda yoğun şekilde yararlanılmakta ve kullanım alanları da genişlemeyi sürdürmektedir. Geride bıraktığımız 10 yıllık zaman dilimi içerisinde, dünya genelinde güvenlik güçlerinin insansız sistemlere yönelik ilgisi hızlı bir artış göstermiş ve yüksek adetli alımlar gerçekleştirilmiştir. Böylelikle süreklilik arz eden, zorlu ve tehlikeli görevlerin icrası açısından önemli fırsatlar sunan İHA’lar, kürsel bazda büyük bir pazara hitap etmeye başlamışlardır. Ancak oldukça geniş bir tanım olan “insansız hava aracı” kavramı, düşük radar izine sahip türbin motorlu platformlardan, havadan hafif hava araçlarına kadar pek çok sistemi içermektedir. Hatta ve hatta Amerikan Hava Kuvvetlerinin bazı raporlarında, havadan havaya füzeler ve havadan satha güdümlü mühimmatlar dahi birer insansız hava aracı olarak değerlendirilmektedir.

Bahsi geçen kullanım alanları ele alınırken, Fransa Cumhuriyeti Savunma Bakanlığınca insansız hava araçları üzerine hazırlanan “Systèmes Aériens Inhabités : Sphère Juridique et Publique” başlıklı rapordan yararlanmak mümkündür. Bu raporda, ülkemizde de yoğun olarak görev yapan MALE (Medium-Altitude Long Endurance/ Orta İrtifa Uzun Havada Kalışlı) sınıfındaki İHA’lardan, başlıca şu görevlerde yararlanıldığı belirtilmektedir:

  • Gerçek zamanlı istihbarat,
  • Hava taarruzlarının desteklenmesi,
  • Elektronik destek,
  • Hasar tespit,
  • Özel operasyonların desteklenmesi,
  • İnsani yardım,
  • Balistik füzelerin tespiti,
  • Zaman- kritik hedeflerin imhası,
  • İletişim röle,
  • Düşman hava savunma sistemlerinin bastırılması,
  • Düşman hava savunma sistemlerinin imhası,
  • Arama- kurtarma ve
  • Yakın hava desteği.

Sayılan unsurlara haritalama ve deniz karakol gibi çeşitli görevlerin de ilave edilmesi mümkündür. Bu yazının temel konusunu ise UCAV (Unmanned Combat Air Vehicle/ İnsansız Muharip Hava Aracı) İHA’lar oluşturmaktadır. Bu noktada da yine, dünyanın önde gelen savunma ve havacılık firmalarından bir tanesinin UCAV sistemleriyle ilgili yapmış olduğu şu tanımlama aydınlatıcı olacaktır:

“Görece yeni bir İHA türü olan UCAV’ların öncelikli vazifesi diğer platformlarda da olduğu gibi, taşıdığı faydalı yükü, belirlenen noktaya ulaştırmaktır. Bu sistemler için kısa vadeli planlar, sabit yer hedeflerine saldırı ve düşman hava savunmasının bastırılması minvalinde seyrederken, uzun vadede ise yeni nesil silah sistemlerinin kullanımını da içerecek şekilde, muharip havacılığın tüm gereksinimlerinin karşılanması hedeflenmektedir.”

Günümüzde kullanılan insansız hava araçlarının, görevin icrası sırasında yer kontrol istasyonu ile temas ihtiyaçları, görev profillerinin sınırlı tutulmasına yol açmaktadır. Buna karşın, UCAV’ların daha yüksek otonomi seviyesine ulaşacakları ve minimum dış müdahale ile görevlerini icra edebilecekleri öngörüldüğünden, operasyon portföyü de genişlemektedir.

İlk ciddi UCAV çalışmaları, 1970’li yıllarda, Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştirilmiştir. Ancak dönemin bilgisayar ve komuta kontrol sistemlerinin kapasitesi, çalışmaların belirli sınırlar içerisine hapsolmasına neden olmuştur. Bu çalışmalarda, İHA ve yer kontrol istasyonu arasındaki veri bağının karıştırmaya müsait olması ve seyrüsefer sistemlerinden kaynaklanan problemler dolayısıyla yüksek hassasiyetli taarruzların gerçekleştirilememesi gibi durumlar ortaya çıkmıştır. Yaşanan teknolojik gelişmelere paralel olarak da 1990’lı yılların sonlarına doğru, İHA alanındaki çalışmalarda tekrar bir artış gözlenmiştir.

Afganistan ile Irak’ta yoğun şekilde kullanılan MQ-1B Predator ve MQ-9 Reaper İHA’lar, kimilerince UCAV’ların erken dönem örnekleri olarak kabul edilmektedir. MQ-1B, Hellfire füzeleri ile yer hedeflerine taarruz amacıyla kullanılmış, MQ-9 ise Hellfire’a ilave olarak JDAM ve lazer güdümlü serbest düşüşlü mühimmatlardan da yararlanarak görevlerini icra etmiştir. Öte yandan belirtilmelidir ki bazı kişiler/ kurumlar bir İHA’nın UCAV olarak kabul edilebilmesi için yüksek manevra kabiliyetine sahip olmasını ve hava- hava görevlerinde kullanılabilmesini şart koşmaktadırlar.

UCAV’ların 3 temel grupta toplanması mümkündür. Bunlar;

  • Silahlı ISR (Intelligence, Surveillance and Reconnaissance/ Keşif, Gözetleme ve İstihbarat) İHA’ları,
  • Düşük radar izine sahip, büyük boyutlu, gelişmiş platformlar ve
  • Küçük boyutlu, çevik, sarf edilebilir sistemlerdir.

İlk grupta bulunan silahlı ISR İHA’lar, öncelikli olarak istihbari amaçlarla kullanılmakla beraber, gerekli görülen durumlarda müdahalede bulunabilmek için silah da taşımaktadırlar. Bu tür İHA’ların en öncelikli özellikleri ise uzun süre havada kalabilmeleridir. Ancak yüksek radar izleri, düşük süratleri ve düşük manevra kabiliyetleri dolayısıyla, yüksek riskli ortamlarda harekat icra etmeye müsait değillerdir. Silahlı ISR İHA’ların taarruzi olarak kullanılmaya en yatkın olduğu görev profili, hareketli ya da sabit, zaman kritik yer hedeflerinin bulunması durumudur. Ayrıca yüksek havada kalış kabiliyetleri dolayısıyla, operasyon icra eden yer birliklerinin korunması ve sınır güvenliği gibi amaçlarla da verimli olarak kullanılabilmektedirler. Daha önce, UCAV’ların erken dönem örneği olarak bahsedilen Predator ve Reaper’ın bu başlık altında ele alınması mümkündür.

Düşük radar izine sahip, büyük boyutlu ve gelişmiş İHA’lar ise daha sofistike sistemler olup, mevcut insanlı muharip jet uçakları ile benzer ölçülere sahiptirler. Amerika Birleşik Devletleri’nin özellikle uçak gemilerinde konuşlandırmak üzere yoğun olarak ilgilendiği bu tip İHA’ların en büyük dezavantajı ise düşük havada kalış süreleridir. Dünya genelinde, bu sınıfa mensup pek çok farklı UCAV, teknoloji geliştirme ve kabiliyet gösterim gibi amaçlarla tasarlanmıştır. Sabit yer hedeflerine gerçekleştirilecek uzun süreli saldırılar, düşman hava savunma sistemlerinin bastırılması, düşman hava savunma sistemlerinin imhası, deniz konuşlu keşif, deniz hedeflerine taarruz, hava üstünlüğü ve hava sahasının kontrolü bu tip sistemlerin kullanılabileceği başlıca görev türleri arasında sayılmaktadır.

Küçük boyutlu, çevik ve sarf edilebilir İHA’lar ise seyir füzelerine benzer bir yaklaşım ile ele alınmaktadırlar. Yüksek süratlere ulaşma gerekliliği bulunmaksızın, yüksek manevra kabiliyetiyle, düşük irtifalarda görev icra edebilmeleri ve gerektiğinde yeryüzünü takip ederek seyir gerçekleştirebilmeleri hedeflenmektedir. Mevzubahis sistemlerin, diğer UCAV’lara kıyasla küçük boyutlu olmaları dolayısıyla zor tespit edilecekleri öngörülmekle beraber, günümüz seyir füzelerinden farklı olarak tekrar kullanılabilir olmaları arzulanmaktadır. Amerikalı bir firma tarafından, bu çerçevede kurgulanan Minion konseptinde, 4 adet SDB mühimmat ya da elektronik taarruz sistemi taşıyan ve havadan atılan bir UCAV bulunmaktadır. Görev sonunda sistem, kendi toparlanabilir iniş takımları sayesinde bir üsse iniş de gerçekleştirebilmektedir. Sistemin birim maliyetinin ise JASSM füzesinden daha düşük olacağı iddia edilmiştir. Fakat bahsi geçen konseptteki sistemlerin, UCAV’lar arasında henüz yolun en başındaki İHA türü olduğuna da dikkat çekmek gerekmektedir.

UCAV’ların tarihsel gelişimlerine bakıldığında, Amerika Birleşik Devletleri’nde 90’lı yılların sonu ve 2000’lerin başında, Reaper ile eş zamanlı sayılabilecek şekilde X-45A UCAV programının yürütüldüğü görülmektedir. X-45A’yı X-45C ve onu da X-47A projesi takip etmiştir. Müteakiben Amerikan Savunma Bakanlığı ve Birleşik Devletler Genel Muhasebe Ofisi tarafından çalışmaların, J-UCAS adında tek bir proje çatısı altında toplanması önerilmiş fakat sonrasında, bütçe kesintileri dolayısıyla J-UCAS projesi de aksamıştır. 2007 yılında J-UCAS tekrar canlandırılmış ve bir özel sektör firması ile X-47B üzerinde çalışmalara başlanmıştır. 2018 yılında da başka bir Amerikan özel sektör firmasıyla MQ-25A Stringray adındaki uçak gemisi konuşlu tanker İHA için anlaşma imzalanmıştır.

Fransa’nın öncülüğünde, çok uluslu olarak yürütülen ve Avrupa’nın en önemli UCAV projelerinden olan Neuron için 2003 yılında çalışmalara başlanmıştır. Gelişmiş aerodinamik yapılar, seyrüsefer ve kontrol algoritmaları gibi alanlarda kabiliyet kazanımı amacıyla kurgulanan projede ilk uçuş 2012’de yapılmıştır. Avrupa’nın bir diğer önemli UCAV projesi ise 250 kadar firmanın katılımıyla, İngiltere merkezli olarak hayata geçirilen Taranis’tir. Resmi olarak 2010 yılında açıklanan; keşif, istihbarat ve düşman bölgesinde saldırı görevlerini gerçekleştirmek üzere tasarlanan Taranis’in ilk uçuş testleri 2013- 2014 yıllarında yapılmıştır.

Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde yürütülen projelere ilave olarak Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti ve Hindistan Cumhuriyeti’nde de UCAV’larla ilgili çalışmalar yürütülmektedir. Hindistan’da tasarlanan Aura adlı UCAV için Hint Hava Kuvvetleri ve DRDO (Defence Research and Development Organisation/ Hindistan Savunma Teknolojileri Araştırma ve Geliştirme Merkezi) iş birliğiyle, 2009 yılında çalışmalara başlanmıştır. Kaveri adı verilen yerli turbofan motor ile tasarlanan İHA’nın tam kabiliyetli prototipinin 2023 yılı dolaylarında tamamlanması hedeflenmektedir.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin ise Lijan adında bir UCAV ile 2013 yılında taksi ve uçuş testleri gerçekleştirdiği bilinmektedir. Buna ilave olarak 2018 yılında da An Jian adında başka bir UCAV’a ait görseller servis edilmiştir.

Rusya Federasyonu’nda da 2000’li yıllar itibariyle, MiG Skat projesi kapsamında çalışmalara başlanmış olmasına karşın projenin akıbeti bilinmemektedir. Ayrıca 2018 yılında da Okhotnik adında başka bir İHA’nın yer testlerinin gerçekleştirildiği bilgisi ve testlere dair çeşitli görseller dünyayla paylaşılmıştır.

Türkiye’de henüz türbin motorlu ve büyük boyutlu bir UCAV platformu geliştirilmemiş olmasına karşın, insansız hava araçları yol haritasına bu platformlar eklenmiştir. Gelecekte, Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde, Milli Muharip Uçak ile birlikte milli UCAV İHA’ların da görev yapması arzulanmaktadır.


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here