(Bu içerik SavunmaSanayiST.com’a aittir. Kaynak belirtilmeden kullanılması halinde hak talebinde bulunulacaktır.)

Bildiğiniz gibi ülkemizin S400 alım kararı ile başlayan ve sonrasında çeşitli başka olaylara devamlı olarak ABD tarafından dile getirilen F-35 ambargosu konusunda son 2 gündür oldukça ciddi gelişmeler yaşanıyor. Önce ilk F-35 üssü olması planlanan Erhaç 7. Ana Jet Üssü’nde kullanılacak F-35 ekipmanlarının sevkiyatının durdurulması, sonra da eğitim gören Türk personelin eğitim faaliyetlerinin askıya alınması iddiası gündeme bomba gibi düştü.

SavunmaSanayiST olarak daha öncesinde özellikle 2018 yılının yaz aylarında yine gündemi meşgul etmiş F-35 ambargo meselesi için bu ambargoya karşı neler yapılabileceği konusunda bir analiz yapmıştık. Değişen konjonktür, edindiğimiz yeni bilgiler ve benzer diğer durumlardan ötürü bu yazının bir ikincisini de yazma gereği görüyoruz. Bu yeni analizimizde ise iki temel senaryo üzerinde duracağız. Bunlardan bir tanesi F-35’ler yerine acil olarak uçak tedariği yapılması fikri, bir diğeri ise uçak almak yerine hava savunma sistemlerine yatırım yapma ve Milli Muharip Uçak Projesine yatırım yapma fikri olacak.

Senaryo – 1: F-35’lerin yerine uçak tedariki

Bu yazının aylar öncesinde yazmış olduğumuz ilk bölümünde, bu konu hakkında herkesin aklına gelen bir seçenek olan T-129 ATAK Helikopterinin üretim modeli olan lisans altı üretim modeli konusu üzerinde durmuştuk. ATAK Helikopterinde yaptığımız gibi bir uçağı içi boş şekilde satın alıp, radarıyla aviyonik sistemiyle, kokpit paneliyle, elektronik harp sistemiyle kendimizin donatması, gerekli şartlar sağlandığı takdirde rahatlıkla uygulanacak bir alternatif çözümdü.

Şimdi bu çözüm fikri için hangi uçaklar tercih edilebilir onları inceleyelim. (Tabi acil ihtiyaç kapsamında bir uçak arayışı içinde olduğumuz için öncesinde zaten Avrupa’ya gidip hazır alım teklifinde bulunduğumuzu, ABD’nin baskısıyla Avrupa’nın da bize uçak satmadığını farz ediyoruz bu noktada.)

Hem ABD’den hem de Avrupa’dan uçak alamayacaksak ve Milli Muharip Uçak TF-X operasyonel hale gelene kadar uçak alma ihtiyacımız varsa mecbur olarak bu noktada Rusya’nın veya Çin’in kapısını çalmamız gerekiyor. Esasen acil ihtiyaç mantığı ile hazır alım stratejisi kısa vadede pratikte daha kısa süreli ve daha az maliyetle hayata geçirilebilecek bir strateji olsa da orta vadeyi düşündüğümüzde ve TF-X’te yaşanabilecek gecikmeleri hesaba kattığımızda öncelik olarak ortak üretim stratejisini benimsemek daha faydalı olacaktır.

Ä°lgili resim

Rusya ile olan ilişkilerimiz şuan için gayet iyi seviyede olduğundan dolayı öncelikle Rusya’nın kapısını çalmakta ilk adım olarak daha mantıklıdır. Rusya’da an itibariyle lisans altında üretebileceğimiz veya ortak üretim yapabileceğimiz platformlar sırasıyla şunlardır: Su-57, Su-35, Su-30 ve Mig-35.

Burada önemli olan birincil husus Rusya’nın bize hangi platformu açacağıdır (ki burada en az birinin açılacağını kabul ediyoruz). Bu anlamda bu tercih yapılırken iyi bir analiz yapılmalı, yoğun bir araştırma ve değerlendirme yapılmalı ve karar o şekilde verilmelidir. Elimizde şuan buna karar verecek bir doküman bulunmuyor dolayısıyla bundan sonrası için şuana kadar edindiğimiz bilgi birikimi ile yorumlar yapacağız.

Öncelikle Rusya ile bu konuda görüşmeler yaptığımızı ve görüşmeler sonucu Rusya’nın bize istediğimiz platformu açtığını varsayalım. Bu noktada herkes ilk olarak Su-57’yi düşünecek olsa da görüşümüz ilk tercihin kesinlikle Su-57 olmamasıdır. Bunun sebebi Su-57 savaş uçağının henüz bırakın operasyonel olmayı, daha seri üretime bile geçememiş olmasıdır. Seri üretime geçemeyen bir uçağında operasyonel anlamda ne kadar fayda sağlayacağı takdir edersiniz ki belirsizdir. Yani aslında anlatmak istediğimiz Su-57 henüz tam anlamıyla savaşa hazır bir uçak değildir, satın aldığımızı varsaydığımızda yarın bize türlü sorunlar çıkarması çok yüksek ihtimaldir. Rusya ile birlikte Su-57 projesinin diğer ortağı Hindistan bile uçağın ileride sürekli sorunlar çıkaracağını düşünerek bu riskin almamak için projeden çekilmiştir. Esasen yaşadığımız gün itibariyle Su-57’nin seri üretime geçememesinin sebeplerinden (birisi bilindiği üzere ekonomik sıkıntılar) bir tanesi de zaten yaşanan teknik aksaklıklardır. (Özellikle motor konusunda sıkıntı yaşayan uçak şuan Su-35 motorlarıyla uçmaktadır. Bu motorlar 5. Neslin gereksinimi termal düşük görünürlük için uygun olmayıp, Rusya bu uçak için yeni nesil bir motor üretmeye çabalamaktadır.) İşte bu sebeplerle henüz hazır olmayan ve gelecek için çeşitli riskleri bünyesinde barındıran Su-57 yerine gelişimini tamamlamış ve kendini ispatlamış bir platformu tercih etmek bizim için daha yararlı olacaktır.

Bu platform için ise en uygun tercih şuan için Su-35 olarak değerlendirilebilir. Su-35 Flanker-E savaş uçakları; Su-27 ve Su-30’lar temel alınarak geliştirilen, tek koltuklu, çift motorlu, manevra kabiliyeti muazzam, an itibariyle operasyonel anlamda en gelişmiş Rus menşeili avcı uçağıdır. Uçak 3 boyutlu itki yönlendirme sistemi ile görüş içi menzilde yani it dalaşında rakipsiz olarak addedilebilecek bir uçaktır. Bunun yanında IRBIS-E PESA radarı ve IRST sensörleri başta olmak üzere sahip olduğu radar ve sensör sistemleri sayesinde görüş ötesi menzilde de oldukça başarılıdır. Elektronik harp kapsamında da büyük yetenekleri olduğu dile getirilen Su-35’ler özetle kullanıcısı için çok büyük bir caydırıcı unsur olma niteliği taşımaktadır.

Rusya ile varılacak bir anlaşma kapsamında ATAK helikopterinde olduğu gibi uçakların lisansı satın alınıp, yerli aviyonik sistemlerle donatılarak ortaya çıkartılabilecek bir ‘T-35’ ile uçak ihtiyacı giderilebilir. Bu kapsamda aynı şekilde sırasıyla anlaşma durumuna bağlı olarak Su-35 olmazsa Su-30 ve Mig-35’ler içinde aynı şekilde ‘T-30’ veya ‘TM-35’ler ortaya çıkartılabilir. Türkiye şuan TUSAŞ ve Aselsan başta olmak üzere yerli savunma sanayi firmaları sayesinde havacılık alanında büyük gelişimler kaydetmiş vaziyette olup bir savaş uçağında kullanılacak birçok alt sistemi, birçok yazılımı ve birçok aviyonik sistemi üretebilecek potansiyele sahiptir.

Tabii ki bunların yanında dışarıdan hazır temin etmemiz gereken şeylerde olacaktır. Buna en başta motor teknolojisi örnek olarak verilebilir. Bu yüzden en başta motor, daha sonra şuanda F-16’lar ve insansız hava araçları için geliştirmekte olduğumuz AESA radarlar hazır olana kadar radar sistemleri gibi sistemler Rusya’dan hazır şekilde temin edilebilir. Bunların yanında yine yerli mühimmatlar hazır olana kadar da görece küçük miktarlarda Rusya’dan mühimmat alımı yapılabilir. Bunlar kısa vadede maliyeti sebebiyle çok verimli gibi durmasa da orta ve uzun vadede Türkiye için büyük kazanımlar içermektedir.

Ä°lgili resim

Buna bir örnek olarak TF-X projesi için bir bakıma zaman kazanacak olmamız verilebilir. Şöyle ki, tabii ki F-35 projesi iptal olursa TF-X projesi daha da hızlandırılacaktır fakat bu anda atılacak bir yerli Su-35 adımı, TF-X takvimini öne almaya çalışalım derken aceleyle yarım bir iş ortaya çıkmaması için de bize gerekli olan zamanı sağlayacaktır. Ayrıca yine böyle bir proje kapsamında elde edeceğimiz bilgi birikimi tabii ki çöpe atılmayacak, hem TF-X için hem de gelecekte yapacağımız diğer havacılık projeleri için bize muazzam bir altyapı sağlayacaktır.

Senaryo – 2: Uçak tedariki yapmadan yapılabilecekler

Birinci senaryomuzda acil bir şekilde uçak ihtiyacımız olduğuna karar vermiş ve buna göre adımlar atmıştık. Ancak her ne kadar acil olarak bu ihtiyacı değerlendirsek de böyle bir projenin en az 8-10 yıl süreceğini de söylemeliyiz. Yani projeye hemen bugün başlasak tam anlamıyla operasyonel bir filonun kurulması en az 2027 hatta 2029’u bulacaktır. İşte bu sebeple bir ikinci senaryoyu da alternatif olarak sizlere sunmayı hedefliyoruz.

İkinci senaryomuzda, biraz riskli olmasına karşın Türkiye’nin yaklaşık 11-12 yıllık bir dönemde yeni nesil bir savaş uçağı almak yerine TF-X hazır hale gelene kadar envanterde var olan savaş uçakları ile bir “idare etme” politikası üzerinde durmaya çalışacağız.

Envantere baktığımız zaman artık yakın zamanda emekli edilmesini beklediğimiz ~32 adet F-4 savaş uçağı ve 209 adedinin yavaş yavaş eskimeye başladığı 29 adedinin ise yeni olduğu toplam 238 adet F-16 savaş uçağı görüyoruz. MMU TF-X projesi hayata geçirilene ve ilk operasyonel filolar faal hale gelene kadar bir uçak alımı yapmamaya karar verdiğimiz anda öncelikle taarruz yeteneğimizin önemli ölçüde köreleceğini belirtmemiz gerekiyor.

Eğer bu eksiklik kabul edilebilir bir eksiklik olarak değerlendiriliyorsa bu noktada yapılacaklar ise herkesin az çok aklına geldiği gibi öncelikle hava savunma sistemlerine, daha sonra HÜRJET’e ve İnsansız Hava Araçlarına ve son olarak da TF-X’e tüm gücümüzle yatırım yapmak olarak sıralanabilir.

Hava savunma sistemi dedik, şayet uçaksız bir çözüm bulacaksak bu işin en kilit yanı ülke savunmasının sağlanması olacaktır. Bu kapsamda acilen Rusya’dan aldığımız S400 sistem sayısının artırılması, bu sistemlerin yanına Pantsir gibi sistemlerle takviye yapılması uygun olacaktır. Ayrıca bu savunma sistemlerinin etkinliğini artırmak adına mevcut radar kaplamasını genişletmek için mobil ve sabit radar sistemleri de alınabilir. Tabii ki bunların yanında Hisar ve Siper sistemleri içinde var gücümüzle çalışmaya devam etmeliyiz. Sağlam bir radar ağıyla katmanlı bir hava savunma sistemi oluşturabilirsek

Hava savunma sistemlerinin yanında HÜRJET projesine yapılan yatırımlar da son sürat devam etmelidir. Zira dışarıdan uçak almıyorsak en azından elimizde ki uçakların gövde ömürlerinden tasarruf etmek durumundayız. İşte bu noktada da en önemli konulardan bir tanesi de HÜRJET tekamül jet eğitim ve hafif saldırı uçağımızdır. Silahlı versiyonlarının da görücüye çıktığı HÜRJET ivedilikle hizmete alındığı takdirde mevcut F-16’ların üstünde bulunan yükü iyiden iyiye azaltarak bu uçaklarımızın daha geç yaşlanmasını sağlayacaklardır.

Ä°lgili resim

Tabii bu da yalnızca HÜRJET ile tam anlamıyla yapılabilecek bir iş değildir. Bunun için Silahlı İHA’lardan da faydalanmak elzem durumdadır. Bundan ötürü HÜRJET’le eş zamanlı olarak AKSUNGUR ve AKINCI SİHA’ların da gelişim süreci hızlanmalıdır. Çift motorlu olacak, dolayısıyla faydalı yük kapasitesi fazla olacak, yüksek irtifada uzun saatler görev yapabilecek bu platformlar sayesinde de yine savaş uçaklarımız üzerinde ki yük iyiden iyiye hafifleyerek gerekli olan tasarrufu yapmamızı sağlayacaklardır.

Son olarak TF-X projesinden bahsetmek gerekirse artık lafı uzatmadan bu projenin de hızlanması gerektiğini söyleyebiliriz. Birinci senaryoda farklı bir uçak alımı yaptığımız için TF-X projesinde halk tabiriyle at koşturmamıza gerek kalmıyordu fakat ikinci senaryomuzda herhangi bir muharip jet uçağı satın almadığımızdan dolayı TF-X projesinin ivedilikle ilerlemesi gerekmektedir. Hava savunma sistemleri ile defansif anlamda, HÜRJET, AKINCI ve AKSUNGUR ile ise hava-kara anlamında ofansif anlamda mevcut kabiliyetlerimizi bir nebze olsun koruyacak ve geliştireceğiz. Fakat hava-hava görevleri söz konusu olduğunda TF-X normal takviminde operasyonel hale gelene kadar eldeki F-16’lar zaten oldukça eskimiş hale gelecektir. Bundan dolayı TF-X’in ne yapılıp ne edilip çekilebildiği kadar öne çekilmesi gerekmektedir. Ve tabii ki bunu yapacağız derken yarım yamalak bir iş ortaya çıkarmamamız, aksine kısa zamanda büyük işler başarmamız gerekmektedir. Zira TF-X gelene kadar havada ki vurucu gücümüz yüksek bir seviyede körelecektir.

Bu senaryoyu uyguladığımız takdirde kısa ve belki orta vadede sorunlar yaşayabiliriz fakat uzun vadede mutlak bir kazanımımız olacaktır. Şöyle ki, şuanda bir şekilde ABD başta olmak üzere farklı ülkelere çeşitli alanlarda bağımlılığımız devam etmesine karşın nasıl günden güne azalıyorsa, bu süreç tamamlandığında da jet motorlu savaş uçağı, HALE dediğimiz ileri düzey İHA’lar, yüksek irtifa hava savunma sistemleri gibi çağın gereği olacak hemen her şeyi üretebilir hale geleceğiz. Bu da bizi kısa vadede zorlayacak olsa da uzun vadede bize çok şey katacaktır.

Sonuç:

F-35’leri alamadığımız takdirde evet dünyanın sonu olmayacak ancak her halükarda çeşitli sorunlar yaşayacağımız açık. Bu sorunları aşmak için güçlü bir ekonomi ve bol miktarda zaman şart. Ülkemizde ise maalesef bu iki olguda yeterince bulunmadığı için “aşağı tükürsek sakal, yukarı tükürsek bıyık” durumu ortaya çıkmış vaziyette. Bu sebeple farklı senaryolarda farklı avantaj ve dezavantajlar ortaya çıkıyor.

Yukarıda da anlattığımız gibi uçak alımı yapılacak bir senaryoda bir müddet uçaksız idare ettikten sonra yeni nesil sayılabilecek 4,5. Nesil bir uçağı envanterimize kazandırabiliriz. Fakat bu sırada yapacağımız maddi ve manevi harcamalar TF-X için planlanan takvimi ertelememize sebep olabilir. Bu da aslında kendi içinde avantaj ve dezavantaj içermektedir. TF-X’i acele ile yapmayacak olmamız projede ayağımızı yere sağlam basmamızı sağlar ki bu büyük bir avantajdır. Aynı zamanda elde edeceğimiz bilgi birikim sayesinde TF-X de karşılaşabileceğimiz teknik aksaklıkları daha kolay bir şekilde çözebiliriz ki bu da aynı şekilde büyük bir avantajdır. Ancak gelin gelelim aciliyet sebebiyle TUSAŞ’ın tüm enerjisini bu projeye aktarmak durumunda olacağımız için bu ister istemez TF-X projesinin takvimini uzatacaktır. Buna bağlı olarak maliyet konusunda da planlanan bütçelerin aşılması olası bir hal alacaktır.

Kurguladığımız ikinci senaryoda ise bir uçak temini yapmak yerine mevcut envanter ile idare etmeye çalışıp, bu süre zarfında yerli ve milli ürünler geliştirmeye ağırlık verebileceğimizi söyledik. Bu sayede başta hava savunma sistemleri konusunda oldukça iyi bir mesafe kat edebilecek ve yaklaşık 30 yıldır kurmamız gereken katmanlı hava savunma ağını kurabilecek potansiyele erişebiliriz. Buna mukabil hafif saldırı konsepti için HÜRJET, HALE sınıfı silahlı İHA konsepti için AKSUNGUR ve AKINCI ve son olarak 5. Nesil muharip jet konsepti için ise TF-X’i seri şekilde üretebilecek kapasiteye ulaşabilir, ana vurucu gücümüzü bu platformlar üzerine kurarak dışa bağımlılığımızı önemli ölçüde azaltabiliriz. Bunlar bu senaryonun avantajı olmakla birlikte pek tabii ki dezavantajları da bulunmaktadır. Bu dezavantajlar da yine yukarıda bahsettiğimiz gibi Türk Hava Kuvvetleri uzunca bir müddet yeni nesil muharip jet uçağına sahip olamayacak olup eldeki F-16’larla idare etmek durumunda kalacaktır. Bu süre zarfı içinde F-16’lar muharip anlamda etkinliklerini büyük oranda kaybedecek olup, Türk Hava Kuvvetleri’nin özellikle hava harbi için yetenekleri körelecektir. Bu da bizim için oldukça önemli bir eksiklik olacaktır.

Umarız ki ülkemiz bu yaşadığımız krizden en doğru ve en hayırlı yolla çıkmayı başarır.


Yazar: Abdullah Bekci     Kaynak: SavunmaSanayiST.com

9 YORUMLAR

  1. Merhaba. Bence birinci senaryo olarak belirttiğiniz önerme bir zorunluluk. Zira, Yunanistan’ın Mısır ile LHD gemisine inmeye yönelik ortak tatbikat yapması ve İsrail’inde bu ortaklığa Girit’te konuşlandıracağı radar sistemi ile destek vermesi gibi olgular kimin hedef olduğunu açıkça gösteriyor.

    Bu minvalde biz SU-35’leri hangi verimlilikle kullanabiliriz? İlk aklıma gelen, aviyonik ve sair yerli sistemleri entegre ederek, örneğin AWACS ile yerlileştirilmiş SU-35’leri aynı link’ten kullanabilir miyiz? Bunun gibi örnekler çoğaltılabilir. Bu sizin uzmanlık alanınız. Yoksa sadece halk tabiriyle, “uçurur muyuz” ?

  2. TFX konusunda, abd ambargosuna rağmen, ingilizlerin destek ve hizmet sağlamaya devam edeceği varsayımını çok iyimser buluyorum. Bu destek olmadan da tek başınıza bu uçağı yapmamız mümkün değil.

  3. En kotu senaryo uzerinden dusunursek, 4++ ara ihtiyacimizi SU-35 uzerinden saglarsak, ingilterenin TFX ile bagini koparacagi kesin. Fantastik ama olasi bir yorumla, 5. nesil ihtiyacimizin zamanini cok erkene cekmek adina SU-57’ye izin verildigi olcude ortak olabiliriz. Tabi bu durum, NATO’ya hoscakal demek. Bunun da ulke menfaatleri icin kar zarar dengesini siyasi irade belirleyecek. Cok kolay verilecek karar degil.

    Sonuc olarak, halka yansitilmayacak pazarliklar sonucu ben F 35’lerin bir sekilde gecikmeli de olsa gelecegini dusunuyorum.

    Cevabiniz icin tesekkurler.

  4. 1.) Hürjete 2. bir motor ilavesi ile örn. Türkjet isimli Hürjet ile T-FX arasında yer alan muharip uçağı hızlıca geliştirmeliyiz. F16 lar için geliştirdiğimiz Aesa radarı kullanıp gerek tasarım ve gerekse boya ile hafif de olsa stealth bir uçağı Hürjetin çalışmasının da hızlandığını düşünerek 2022-2023 lerde uçurup 2026 larda envantere alabiliriz. T-FX ile birlikte Türkjeti hava yer ağırlıklı kullanmaya devam etmeliyiz.
    2.) F16 lara aesa radar geliştirme projesini hızlandırmalı, radar görünümünü, motor izi vb azaltacak iyileştirmeler de yapmalıyız. Bozdoğan ve Gökdoğan ın üst modellerini şimdiden planlamalıyız.
    3.) Akıncı ve Aksungur için Bozdoğan ve Gökdoğan türevi geliştirip kara, deniz, ve diğer radarlar ile network bağlantısı içerisinde özellikle ege ve akdeniz de 24 saat hava devriyesi yaptırmalıyız.
    4.) Karakol botu, Hücumbot, Korvet ve tüm fırkateynlerimize Hisar O veya Siper lançerleri ekleyip özellikle egede network bağlantısı içerisinde kullanıma hazır tutmalıyız.
    5.) Hava savunma destroyeri projesini hızlandırmalıyız.
    6.) Ucav projesini Bozdoğan ve Gökdoğan kullanabilecek şekilde başlatmalıyız.

  5. Option 1. Upgrading the F-16 özgür projesi to reach Lockheed Martin F-21 standards, that include local avionics and co-developing a Russian engine matches GE F110-132. Option 2. An advanced variant fighter aircraft based on Sukhoi Su-35 upgraded with new Turkish cockpit, Air-to-air and Air-to-Ground missiles. Option 3. Acquiring production license of Chinese Shenyang FC-31 and upgrade it with Turkish made systems

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here