Macar Tankı: Turán

1

II. Dünya Savaşı esnasında Macarlar tarafından üretilen Turán tankı, ismi ile dikkat çekmektedir. Her ne kadar tam olarak bir Macar tankı olmasa da öyle kabul görmüştür. Yine başına gelenlerden, tank tasarım süreçleri hakkında ders çıkartılması gereken bir modeldir.
Öncelikle tankın isimlendirmesinden bahsetmekte fayda var. Turán kelimesi, Türkçedeki Turan kelimesi ile aynı. Günümüzde çokça sorulan “Macarlar Türk mü?” sorusunu akıllara getiren bu isimlendirmenin açıklaması ise gayet basit. Fakat bunun için “biraz” geriye gitmek gerek. 5. Yüzyıldan itibaren çeşitli Türk kavimleri ile irtibat kuran Macarlar bu kavimlerden etkilendi ve bu etkiler sosyal ve kültürel alanlarda kendilerini gösterdi. Hun-Macar akrabalığı efsanesinin de etkisi ile 19. Yüzyılın romantik milliyetçileri arasında Macarların Türk kökenli olduğu inancı yaygınlaştı. Yine İkinci Dünya Savaşı esnasında Nazi Almanyası ile yakın ilişkiler kuran Macaristan’ın milliyetçi eğilimlere sahip olması ve tankın bu şekilde isimlendirilmesi de gayet normaldir.

Turán’ın aslında Macar tankı olmadığını belirtmiştik. Tam olarak Macar değil çünkü Çek Škoda şirketinin bir orta tank prototipi olan S-II-c’den geliştirildi. 1937 yılında çalışmalarına başlanan bu prototip ise LT vz. 35 hafif tankının geliştirilmiş bir versiyonu olarak değerlendirilebilir. İki adet üretilen S-II-c’ler, Nazi Almanyası’nın Çekoslavakya’yı ilhâk etmesinin ardından Almanların eline geçti ve T-21 olarak yeniden adlandırıldılar. Prototipler üzerindeki çalışmalar Almanlar tarafından sürdürüldü. T-22 olarak adlandırılan yeni prototip ortaya çıktı.

Macaristan, 1940 yılında Mihver Devletler arasına katılmasına rağmen mezkûr prototipe olan ilgisi daha eskiydi. 1939 yılının sonlarında yaptıkları testler sonucunda, zırh kalınlığının 35 mm’ye çıkartılması, elektrik aksamının Bosch üretimi olanla değiştirilmesi gibi çeşitli değişikliklerin yapılmasında karar kıldılar. Fakat yapılan en büyük ve önemli değişiklik, mevcut topun değiştirilmesiydi.

Prototip 47 mm Škoda A9 vz. 38 topu ile mücehhezdi. Macarlar ise namlu çıkış hızı 590 m/s olan bu topun yerine, 40 mm’lik namlu çapına sahip Škoda A17 topunu kullanmak istiyordu. Bu seçimin Macarlara sunacağı en büyük avantaj namlu çıkış hızı olacaktı. Nitekim A9’un 590 m/s olan namlu çıkış hızına karşılık A17 topunun namlu çıkış hızı 820 m/s seviyesindeydi. Ayrıca yüksek atış hızına da sahipti. Yine bu top, yaygın kullanıma sahip Bofors model uçaksavar topu ile aynı mühimmatı kullanmaktaydı.

Temmuz 1940’ta bu prototipin lisansını aldılar ve geliştirmeye devam ettiler. Tankın seri üretimi ise ancak Temmuz 1942’de başladı. Bu tarihe kadar tank üzerinde 200’e yakın değişiklik yapılmıştı. Tüm sorunlar halledildi ve Turán seri üretime hazırdı. Dört büyük firma bu işi üstlendi: Manfréd Weiss, Ganz, MAVAG ve Magyar Vagon és Gépgyár.

 

Görsel 1: 40M Turán

Üretim modeli yani 40M Turán I, kendisine 47 km/s hız sağlayan 8 silindirli ve 260 beygirlik Manfréd Weiss marka motor ile mücehhezdi. 5 kişilik bir mürettebat ile idare ediliyordu ve hareket siası 165 km civarındaydı. Üretilmesi planlanan tank sayısı 309’du fakat 285. Turan I’den sonrası gelmedi. Peki, bu durumun sebebi neydi?

Prototip 1940 yılında ortaya çıktı. Üretime 1942 yılında başlandı. 285. Turán I 1943 yılında fabrikadan çıktı. Aradan geçen 3 yıla rağmen tankın tasarımında büyük bir değişiklik meydana gelmedi. Fakat rakip tanklardaki gelişim durmaksızın devam etti. Bu sebeple sahaya sürülen tanklar, Sovyet ağır tanklarına karşı etkisiz kaldı. Bu etkisizliğin müsebbibi ise elbette ki bir tankın en önemli parçası olan topuydu. 40 mm’lik top 1940 yılında yeterliyse de 1943 yılında yetersiz kaldı.

Turán I’in tasarım sürecinde ise bir başka modele ihtiyaç duyulacağı fark edildi ve 41M Turán II’nin geliştirilmesine başlandı. Bu model destek rolünde kullanılacaktı. 75 mm’lik L/25 topu, bu yeni tankın ana silahı olacaktı. Buna bağlı olarak kule tasarımı da değiştirildi. Ayrıca zırh kalınlığı 40 mm’ye çıkartıldı. Fakat tüm bu kısmî yenilikler, üretim konusunda daha fazla geç kalınmaması için 40M’in şasisi üzerine eklenecekti. Yeni model olan 41M’in seri üretimine ise ancak 1943 başlarında geçilebildi. Yine bu dönemde modellerin isimlendirmeleri de değişti. 40M Turán I, 40M Turán 40 ve 41M Turán II, 41M Turan 75 olarak yeniden isimlendirildi.

Görsel 2: 41M Turán II

41M servise girdiği zaman, bekleneceği üzere hükümsüz duruma düşmek üzereydi. Macarların ise bu konuda pes etmeye niyeti yoktu. Yeni bir modelin daha üretilmesinde karar kıldılar. 43M olarak isimlendirilecek olan bu modelde ise Alman KwK 40 L/43 topundan türetilmiş bir top kullanılması kararlaştırıldı. Kule tasarımı yine değişecekti fakat şasi aynıydı. Bu tank prototip olarak kaldı ve seri üretime girmedi.

Görsel 3: 43M Turán kulesinin ahşap maketi 41M şasisi üzerinde.

Bu tankların yanı sıra Macarlar, tank avcısı ve hücum topu konseptleri dâhilinde iki model daha tasarladılar: Zrínyi I ve Zrínyi II. Zrínyi I tank avcısı rolünü üstlenecekti. 43M ile aynı topu kullanması düşünülüyordu fakat envantere giren Alman tank avcıları sebebiyle kendisine ihtiyaç kalmadı ve prototip olarak kaldı. Zrínyi II ise hücum topu olarak kullanılacaktı. 105 mm’lik MAVAG 40/43M L/20.5 topu ile mücehhez olan bu modelden 60 civarında üretildi.

Görsel 4: Zrínyi II hücum topu.

Peki, Macar tankları sahada etkili olabildiler mi? Bu soruya kısaca hayır cevabını vermek çok zor değil. Yukarıda da belirtildiği üzere bu tankların tasarım süreçleri haddinden fazla uzun sürünce, sahaya çıktıklarında kendilerinden daha gelişmiş Rus tankları ile karşılaştılar. Bu sebeple etkinlik gösterememeleri gayet normaldi.

Turán tankının hikâyesi, tam manasıyla ders çıkarılması gereken bir nitelik arz etmekte. Büyük bir savaş vuku bulmakta. Ortada bir ihtiyaç mevcut. Olabilecek en kısa zamanda bir tank sahaya sürmek yerine uzun süren tasarım süreci, ortaya çıkan tankın sahalarda etkisiz kalmasına sebep oluyor.

Türk savunma sanayii ile ilgilenen herkesin merakla beklediği Altay tankı, bu hikâyeyi duyunca aklıma gelen ilk şey oldu. Elbette savaş zamanındaki teknoloji gelişim hızı güncel durum ile aynı olmasa da Altay’ın tasarımı ortaya çıkalı ciddi manada uzun zaman oldu ve bu süre içerisinde savunma teknolojileri açısından büyük gelişmeler de vuku buldu. Kasım 2018’de Altay varyantlarının ortaya çıkması, ana prototipin modern ihtiyaçlara yönelik yetersiz kaldığını gösterir nitelikte olmasına karşın, Turán’ın başına gelenlerin Altay’ın başına gelmesini engellemek adına önemli bir adım olduğu da dikkatten kaçmamalı.

Sonuç olarak bir tank tasarımı yapılırken, hızla ilerleyen teknolojinin ne gibi yeniliklere gebe olduğu göz önünde bulundurulmalı, tankın servise gireceği dönemde karşılaşabileceği tehditler iyi değerlendirilmelidir. Turán tankı bu konuda olumsuz bir örnek teşkil etmekte olmasına karşın doğruya yönlendirebilecek niteliği de haizdir.


Yazar: Yakup Burak Öksüz     |     Kaynak: SavunmaSanayiST.com

1 YORUM

  1. Askeri teknoloji ve platformlar konudunda detaylıca bilgileriniz ve paylaşımlarinız, isabetlidir. Ancak Ulusların tarihi ve kültürel tanım ve süreçleri konusunda eksik bilgilere dayanan yazımınız hatalıdır. Macarlar, Türklerle etkileşimden dolayı Tanklarına Turan adını verdiler teziniz ise tamamen yanlıştır. Ural Altay kökenli olan Macarlar, HunTürklerinin Fın ugur halkları Kuman Kıpcak Türkleri, eston, fin, udmurt vd. ile kaynaşmasıyla oluşmuş, Turani kökenli ancak Avrupalı bir ulustur. Hatta Türk dünyasından önce, Politik Turancı akımin ilk başlatıcıları olmuşlardir. Macaristan ana muhalefet partisi Jobbik’in sloganı ise “hayra turan” söylemidir. Bütün aklı başında kaynaklar, Macar, Fin, Eston, udmurt kavimlerinin Altaylılarla yani, Türk, mogol, tunguz, kore, japonlarla kök kardeş olduğunu, etimolojik, linguistik ve folklorik ortaklığını kabul ederler.. Esenlikler..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here