(Bu içerik SavunmaSanayiST.com’a aittir. Kaynak belirtilmeden kullanılması halinde hak talebinde bulunulacaktır.)

Takipçilerimizin bildiği gibi Türk Hava Kuvvetleri’nin gerek muharip, gerek lojistik, gerekse başka kolları hakkında birçok ihtiyaç analizi içerikli yazılar yazdık. Sık sık dile getirdiğimiz bu ihtiyaçlardan birisi de tabii ki savaş uçağı ihtiyacıydı.

Bu yazımızın konusu da savaş uçağı ihtiyacı durumunda Türk Hava Kuvvetleri’nin envanterine katılabilecek savaş uçaklarının incelenmesi ve en doğru seçimin hangi uçaktan yana olduğunu açıklamak üzerine olacak. Hemen en başta şunu söyleyelim ki: Önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi bizim ihtiyaç analizi yazılarımız tamamen bilgilerimize dayanarak yapılan kişisel yorumlardır. Yani herhangi bir resmi kurumda duyduğumuz bir dedikodu veya benzeri bir şey değildir. Aynı zamanda bilgi içerikli kısımlar haricinde, yazdığımız yazı genel olarak öznel bir ifade ile kaleme alındığından dolayı (kabul edilmesi gereken bazı gerçekler ve salt olarak bilgi içeren cümleler dışında) yazılanlara katılıp katılmamak konusunda herkes hür iradesini kullanabilir.

Yazımızın içeriği şuan dünyada faal olarak görev yapan ve üretimi devam eden muharip jet uçakları arasından ülkemiz için alternatif olabilecek uçakları tespit edip, teknik incelemesini yapmak, politik açıdan değerlendirmelerde bulunmak ve nihayetinde Türk Hava Kuvvetleri için alternatif olabilir mi bu konuda yorum yapmak şeklinde olacaktır.

Son zamanlarda Akdeniz’de kaynamaya başlayan sular, Ege’de ise bir an bile düşmeyen tansiyon ve son olarak Suriye’nin Kuzeyine, Fırat’ın Doğusuna yapılması planlanan bir hareket neticesinde bir anda birleşen Arap devletlerinin ülkemiz için fazlasıyla büyük bir tehdit olduğu yeterince açıktır. Bölgemizde her ne kadar şuan için dost gibi gözüksek de esasen çıkar ilişkisi içerisinde olduğumuz Rusya ve ABD’nin ileri karakolu İsrail haricinde Türkiye ile birebir şekilde karşılıklı savaşacak güce sahip bir ülke bulunmuyor. Ancak yine de Yunanistan, Mısır, Suriye, Suudi Arabistan vs. gibi tek başlarına rahatlıkla gücümüzün yeteceği ülkeler Türkiye’ye karşı birleştikleri takdirde bu defa ortaya başa çıkmamızın en azından kolay olmayacağı bir güç çıkıyor. Son dönemlerde yaşanan bu olaylarda haliyle bize “savaşa hazır mıyız, planlarımız neler, nasıl hazırlanıyoruz?” sorusunu sordurmaya başladı.

Ä°lgili resim

Türk Hava Kuvvetlerinde an itibariyle 238 adet F-16 savaş uçağı ve yaklaşık 32 adet F-4 savaş uçağı bulunuyor. F-16 savaş uçakları hava-hava görevlerinde ve hava-yer görevlerinde sıklıkla kullanılırken, F-4 uçakları yalnızca bombardıman maksatlı kullanılıyor. F-16 uçaklarımız birkaç eksikle de olsa çağımızın teknolojisine ayak uydurabilirken, F-4 uçaklarımız maalesef teknolojik açıdan artık miladını doldurdu. Buna karşın ülkemiz F-16 uçaklarının bir kısmını modernize ederken, eskiyen F-4 uçakları yerine 116 adet F-35 savaş uçağı almayı planlamaktadır. Şuana kadar bu uçakların 30 adet kesin siparişi verildi ve bu 30 siparişin 2023 yılına kadar tamamlanması planlanıyor. Bunun yanında askeri teknoloji ve bilhassa askeri havacılıkla ilgilenen herkesin malumu Türkiye’nin bir 5. Nesil savaş uçağı geliştirme projesi bulunmaktadır. Milli Muharip Uçak projesi kapsamında geliştirilen ve TF-X olarak isimlendirilen proje sayesinde ülke semalarımızda 2030’lu yıllarla birlikte F-35 savaş uçaklarının yanında yerli ve milli olarak üretilen TF-X’leri de uçarken göreceğiz.

Peki bu aşamada eldeki savaş uçaklarının durumu ne olacak?

Elimizde ki en eski model F-16’lardan Block 30 ve Block 40 F-16 uçaklarımızın çeşitli güçlendirme ve modernizasyon projeleri ile birlikte 2020’li yılların ortalarına kadar idare edebileceklerini düşünebiliriz. Onlara nazaran bir miktar daha genç olan Block 50 F-16’ların ise 2020’li yılların sonlarına kadar idare edebileceklerini düşünebiliriz. Fakat en nihayetinde yine çok kapsamlı bir modernizasyon projesi uygulanmadıktan sonra ve hatta uçaklar neredeyse sıfırdan baştan yapılmadıktan sonra 2020 yılların orta ve son bölümünde mevcut etkinliklerini kaybedeceklerdir. TF-X ve F-35’lerle birlikte 2030’lu yılları rahatlıkla görebilecek elimizde ki yegane uçak, envanterimizde 29 adet yer alan F-16 Block 50+ model uçaklardır. Görüldüğü üzere 2020’li yılların özellikle orta ve son bölümlerinde, hava kuvvetlerimiz envanterinde modern muharip jet olarak yalnızca F-35 ve az bir miktar F-16 uçağının bulunacağını görüyoruz. Dolayısıyla özellikle bu dönemlerde baş gösterecek bir savaş uçağı ihtiyacı ise çok açık bir şekilde belli oluyor. Şahsi kanaatimizce şuan bile yeterliliği tartışma konusu olan hava kuvvetlerimizin muharip gücünün mevzu bahis gelecek yıllarda nasıl bir hal alacağını daha da detaylı olarak açıklamaya ve lafı uzatmaya zannediyoruz ki gerek yok.

Şimdi uçak ihtiyacının ayan beyan ortada olduğunu anlattıktan sonra, şuan dünya çapında faal olan, belli bir seviye modern olarak kabul edilen ve 3. ülkelere satışı yapılan uçakları sıralamakla analiz ve yorumlara başlayalım:

  • JAS-39 Gripen
  • F-16 Fighting Falcon
  • EF-2000 Eurofighter Typhoon
  • Dassault Rafale
  • JF-17 Thunder
  • F-15 Eagle
  • F/A-18 Hornet
  • F-35 Lightning II
  • Rus uçakları
  • Çin uçakları

(Not: Yazıda spesifik özellikleri incelenecek savaş uçaklarının aktif kullanıma sunulan son modellerinin bilgileri esas alınacaktır.)

Russian aircraft ile ilgili görsel sonucu

Gördüğünüz gibi listenin son iki sırasında spesifik bir uçak ismi yerine bir menşeili içerikli bir grup ismi verilmiş. Sizleri lafı uzatmadan sayfamızın en çok okunan yazılarından biri olan “Rus Uçakları Neden Tercih Edilmiyor?” başlıklı yazımıza yönlendirelim. Okumaya vakti olmayanlar ve önceden okuyan takipçilerimiz için ise kısa bir özet geçecek olursak: Rusya ve Çin menşeili uçaklar ülkemizi şuan kullandığı teknolojiler ile taban tabana zıt bir teknoloji içermektedir. Bundan dolayı muharip jet uçağı klasmanında yer alan ve çok büyük bir lojistik ve teknolojik değişim gerektiren bu uçakların tercih edilmesi, olası bir uçak tedarik planında, daha fazla kaybedecek zamanı kalmamış ülkemiz için son çare olmaktan başka bir konumda yer alamaz. Bu sebepten dolayı gerek zamandan tasarruf için, gerekse maliyetten tasarruf için istesek de istemesek de Batı menşeili uçakları tercih sıralamasında ön plana koymak durumundayız.

Dilerseniz sıralamaya aşağıdan yukarıya doğru devam edelim ve talep ettiğimiz takdirde alabilme ihtimalimiz olan fakat ekonomik, politik ve askeri açıdan değerlendirdiğimizde mecbur kalmadıktan sonra almamamız gereken “F-35 Lightning II” ile devam edelim.

F-35 Lightning II:

F-35’i de burada uzun uzun anlatmaya gerek yok. “Tüm detaylarıyla F-35” başlıklı yazımızda F-35 içerikli diğer yazılarımızda uçağın teknik aksamından bugüne kadar yeterince bahsettik. Hatta neden daha fazla almamamız gerektiğinden de daha önce fazlasıyla bahsettik.

F-35 genel hatlarıyla mükemmel bir uçak bunu kabul etmemiz gerekiyor. Ancak bu mükemmellik lojistik ve teknolojik anlamda bakım ve idame imkanı sağlandığı sürece geçerli. F-35 bu konuda diğer uçaklardan çok daha özel bir yere sahip. “F-35’in karanlık yüzü: ALIS” yazımızda bu özelliği olabildiğince detaylı şekilde sizlere aktarmaya çalıştık. F-35 şuanda dünya üzerinde sahip olabileceğimiz yegane 5. nesil uçak. Dolayısıyla hiç almayalım deme gibi bir imkanımız bulunmuyor. 5. nesli tanımak için, tecrübe kazanmak için, kısaca halk arasında ki deyimle etinden sütünden faydalanmak için F-35 uçağına sahip olmalıyız. Şuanda planlarda bunun üzerine devam ediyor. İlk F-35’lerimizin bu yılın Kasım ayında Türkiye topraklarına teker bırakması bekleniyor.

Ülkemizin son rakamlara göre toplam 116 adet F-35 alması planlanıyor. 100 adedinin A modeli olarak alınıp hava kuvvetlerine, 16 adedin B modeli olarak alınıp deniz kuvvetlerine hizmet vermesi hedefleniyor.

Ä°lgili resim

Peki teknolojinin son harikası olan bu uçağı zaten belli bir miktarda alıyoruz, sayısının artmasında ne gibi bir sakınca olabilir?

Öncelikle yukarıda da söylediğimiz gibi F-35 biraz sonra da bahsedeceğimiz diğer uçaklardan çok daha farklı ve çok daha özel bir konumda yer alıyor. Bu farklılığın ve özelliğin sebebi ana üretici ülkeye tam bağımlı olmasından kaynaklı. Bundan dolayı F-35, ABD’nin istediği zaman savaşabilecek, istemediği zaman ise savaşamayacak bir uçak. (Daha doğrusu hızlı şekilde savaş dışı kalabilecek bir uçak.)

Dolayısıyla 5. nesil uçak sahibi olma konusunda bize fayda sağlarken sayısının artması ve hava kuvvetlerinin birinci hat muharebe uçağı olarak bu uçağa bağımlı kalınması halinde de büyük bir zarara girme ihtimalimiz oldukça yüksek. Tüm bunlara ek olarak şunu da özellikle belirtmek gerekiyor ki; F-35 hem ilk satın alımda, hem de idame anlamında oldukça masraflı bir uçak. Saatlik uçuş maliyeti için kimi kaynaklar 31 bin $ derken, kimi kaynaklar 42 bin $’lık bir fiyat biçiyorlar. Uçağın çıplak halde ki fiyatı ise modeline göre değişmekle beraber en ucuz olan A modeli 89 milyon $, en pahalı B modeli ise 120 milyon $ olarak belirtiliyor. İşte bu sebeplerden ötürü F-35’in sayısının kesinlikle artmaması, bilakis belli bir miktar azaltılması ülkemiz adına çok daha iyi bir seçenek olarak göz önünde bulundurulmalıdır. F-35’lerden yapılacak tasarruf sayesinde elimizde kalacak olan bütçe ile 3. tip yeni ve ABD’ye bağımlı olmayan farklı bir uçak içinde kaynak ayırabileceğimizi de yine bir fikir olarak beyan etmiş olalım.

Aşağıdan yukarı şekilde yani tercih etmememiz gerekenden etmemiz gerekene göre belirlediğimiz sıralamamızda sıra F/A-18 Hornet ve F-15 Eagle’a geliyor.

Ä°lgili resim

F-15 Eagle:

F-15 esasen ilk uçuşunu 1972 yılında yapmasına rağmen geliştirilme safhasında benimsenen mühendislik ve gövde yapısı sayesinde çeşitli modernizasyon projeleri ile birlikte halen daha etkinliğini ve modernliğini koruyan çok güçlü bir savaş uçağıdır. Geliştirilme maksadı temelde hava üstünlük görevlerini ifa etmek ve düşman uçaklarına karşı belli bir bölge üzerinde bulunan hava sahasını kontrol altında tutmaktır. A ve B olmak üzere üretilen ilk 2 modelden sonra C ve D modelde bu mantıkla üretilmiştir. Bu modellerden sonra ihtiyaçlar doğrultusunda uçak üzerinde detaylı bazı değişiklikler yapılmış ve 1980’lerin sonlarına doğru Strike Eagle olarak adlandırılan E modeli hizmete sunulmuştur. F-15E Strike Eagle, C ve D modelde olduğu gibi hava üstünlük görevlerinin yanında artık oldukça kapsamlı bir şekilde bombardıman uçağı olarak da görev yapabilir hale gelmiştir. 4,5/4++ nesil olarak sınıflandırılan, çift motorlu, gelişmiş bir AESA radar kabiliyetine haiz ve oldukça geniş bir harekat yarıçapına sahip F-15E için açık kaynaklarda yaklaşık 1300 km harekat yarıçapına sahip olduğu belirtilse de, 750 galonluk CFT ve 600 galonluk harici yakıt tankları ile bu mesafe önemli ölçüde (belki 1800+ km’den daha fazla) artabilir. 36.700 kg yük taşıma kapasitesine sahiptir, sesten 2,5 kat daha fazla hıza ulaşabilir ve 60 bin feet irtifaya çıkabilir. Kanat ve gövde altında toplam 12’den fazla istasyonu bulunmaktadır. Geldiğimiz gün itibariyle bu modelde çeşitli gelişim programlarına tabi tutulmuş ve ortaya çok daha yeni F-15’ler çıkmıştır. Suudi Arabistan için F-15SA, İsrail için F-15I gibi farklı isimlendirmelere sahip bu uçaklardan sonra ana üretici Boeing firması “Stealth” (radarda düşük görünürlük) özelliğine haiz F-15SE Silent Eagle ve mühimmat taşıma kapasitesi çok büyük oranda artırılmış F-15X Super Eagle isminde iki model F-15 daha geliştirmiştir.

Ä°lgili resim

Peki teknoloji harikası olan bu uçak neden mecbur kalınmadıkça alınmamalıdır?

Bunun açıklaması aslında tek cümle ile “ABD menşeili olduğu için” şeklinde yapılabilir. Fakat biz yine de bunu biraz açalım. Günümüzde ABD Hava Kuvvetleri ile beraber İsrail, Suudi Arabistan, Japonya ve Güney Kore ülkelerinin hava kuvvetleri F-15’in türevlerini kullanmaktadır. 1990’ların sonu, 2000’lerin başında Yunanistan ve akabinde Yunanistan’dan aşağı kalmamak için Türkiye’de bu uçaklardan satın almayı gündemine getirmiş fakat maliyeti sebebiyle iki ülkede bu işten vazgeçmiştir.

Yani birinci etken olarak “maliyet” kavramını düşünebiliriz. F-15 savaş uçakları gerek ilk satın alımda, gerek bakım ve idame anlamında oldukça pahalı uçaklardır. Açık kaynaklarda saatlik uçuş maliyetinin E modeli için 27-28 bin $ civarında olduğu (C/D modeli 35 bin $) belirtilmektedir. Son olarak Katar, hava kuvvetleri için 36 adet F-15QA siparişi vermiş, bu sipariş için 6.17 milyar $ ödeme yapmıştır. Yedek parça, pilotaj eğitimi, mühimmat paketi, diğer lojistik sistemler vs. ile birlikte uçakların birim maliyeti 171 milyon $ gibi bir rakama denk gelmektedir. (Burada bir antrparantez olarak şunu belirtelim ki, Katar’ın bu denli yüksek bir bedel ödemesinin bir sebebi de daha önce benzer lojistikte yani ABD yapımı bir savaş uçağı kullanmamasından da kaynaklıdır. Yani örneğin Türkiye gibi hava kuvvetlerini ABD yapımı uçaklardan oluşturmuş bir ülke bu uçakları almayı tercih ettiği takdirde bundan çok daha az bir bedele bu uçaklara sahip olabilir. Fakat bu maliyet yarı yarıya bile düşse yine de pahalı sayılacak bir fiyata kadar inebilir.)

İkinci etken olarak ise yukarıda söylediğimiz politik nedeni sayabiliriz. Ülkemizde yaşayan her vatandaşımızın yakinen bildiği bir gerçek olarak NATO Müttefikimiz olan ABD ile ilişkilerimiz devamlı suretle bir çalkantı durumunda. Zaman zaman ilişkiler iyi duruma gelebilirken, zaman zaman da adeta kopma noktasına gelebiliyor. Dolayısıyla bu kadar istikrarsızlık içinde bulunduğumuz bir ülkeyle özellikle savaş uçağı gibi büyük bir ticaret yapma konusunda “mecbur kalmadıkça” geri durmakta fayda var. Herkesin malumu ABD, özellikle 2018 yaz aylarında artan tansiyon neticesinde F-35 savaş uçaklarına, F-16 uçaklarının yedek parçalarına, CH-47 Chinook helikopterine ve AH-1 Cobra helikopterlerinin yedek parçalarına kısa süreli de olsa ambargo uygulamıştı. Buna dayanarak ABD ile çıkar çatışmasına düştüğümüz ufak bir durumda bile bu uçakların teslimi, teslim edilmiş olsa bile yedek parça tedariği bir şekilde sekteye uğrayabilir. Bu da bize yerine ve zamanına göre büyük sıkıntılar çıkarabilir. İşin doğrusu bu ihtimal aslında her dışarıdan tedarik edilen ürün için mevcut ancak söz konusu satıcı ABD, söz konusu alıcı Türkiye olunca vahamet ister istemez daha da büyüyor. Bunların yanında Boeing firmasının ve ABD’nin askeri satışlar konusunda tuzunun kuru olduğu bir gerçek. Dolayısıyla satmayabilme imkanı veya satışa rağmen ortak üretim, yerli alt sistemlerin entegrasyonu, teknoloji transferi, kaynak kodu paylaşımı vs. gibi konularda elinin sıkı olacağı da aşikar.

Uzun lafın kısası F-15 esasen bünyesinde barındırdığı teknolojiler sayesinde Türk Hava Kuvvetleri için mükemmel bir uçak konumundayken, menşei bakımından da bir o kadar uzak durulması gereken bir uçak. Satın alınması halinde ise maksimum 40-50 adet alınabilir ki bu bile ekonomik açıdan ülkemizi oldukça zorlar.

F-18E wallpaper ile ilgili görsel sonucu

F/A-18 Hornet:

Gelelim aslında bir donanma uçağı olarak geliştirilen “F/A-18 Hornet”lara. İlk uçuşunu 1978 yılında yapan F/A-18 Hornet temelde bir donanma uçağı olması için geliştirildi. Buna rağmen hava kuvvetleri için tedarik eden ülkelerde mevcuttur. Hornet spesifik olarak; eskiyen A-4 Skyhawk, A-7 Corsair ve F-4 Phantom uçaklarının yerini alması için geliştirildi. Daha çok hava üstünlük rolleri üstlenen F-14 Tomcat’lerin yanında hava-kara görevleri ifa etmesi düşünülüyordu. İlerleyen zamanlarda ise F-14’lerin tamamen envanter dışına çıkarılmasını müteakiben ABD donanma kuvvetlerinin birinci hat muharebe uçağı olmuştur. Tıpkı F-15 gibi A/B/C/D modelleri bulunmaktadır. Bunların yanında gerçekleştirilen kapsamlı modernizasyon projeleri ile birlikte “Super Hornet” olarak adlandırılan E ve F modelleri de bulunmaktadır. A/B/C/D modelleri 4. Nesil sayılırken E ve F modeli 4,5/4++ nesil sayılabilir. Çift motorlu, AESA radarlı, 1000 km’lik bir harekat yarıçapına sahip (harici tanklar ile daha çok daha uzun) F/A-18, aynı zamanda 30 ton maksimum kalkış ağırlığına sahiptir. 50 bin feet irtifaya yükselebilen Hornet, sesin 1,8 katında bir hıza ulaşabilmektedir. Toplam 11 adet istasyonu bulunmaktadır.

Türkiye’nin yeni nesil savaş uçağı ihalesine de katılmış olan F/A-18, maliyeti sebebiyle F-16’ya karşı ihaleyi kaybetmiş, böylelikle Türkiye’nin birinci hat savaş uçağı F-16 olmuştur. Yani F/A-18’de bir ara Türk Hava Kuvvetleri’nin önünden geçmiştir diyebiliriz.

Ä°lgili resim

Peki, özellikle Super Hornet programı ile neredeyse her kulvarda F-16’lardan üstün hale gelmiş olan bu uçak neden tercih sırasında sonlarda yer almalıdır?

Bunun da sebebi yine F-15’leri anlatırken anlattığımız sebeplerle aynıdır. F/A-18 Gerek maliyet, gerekse menşei açısından Türkiye’nin kullanması biraz zor olacak bir uçaktır. Saatlik uçuş maliyeti açık kaynaklarda 11 bin $ olarak belirtilmektedir. Aynı zamanda çıplak halde 70+ milyon $’lık birim maliyete sahip olduğu söylenmektedir. Maliyet kısmı bir F-15 kadar olmasa bile yine de menşei bakımından bu tercihin yapılması zordur. Bunların yanında yine Boeing firmasının ve ABD’nin askeri satışlar konusunda tuzunun kuru olmasından ötürü satmıyorum diyebilme potansiyelinin yanında satışa rağmen ortak üretim, yerli alt sistemlerin entegrasyonu, teknoloji transferi, kaynak kodu paylaşımı vs. gibi konularda da ABD çeşitli zorluklar çıkaracaktır.

Özetle ABD menşeili uçaklardan mecbur kalınmadığı takdirde uzak durulması gerektiğini söyleyebiliriz. Fakat yine de merak edenler olursa, olası bir mecburiyet durumunda sırasıyla; F-15, F/A-18 ve F-35 şeklinde bir tercih yapılabilir diye belirtmiş olalım. Bu arada F-15 gibi F/A-18’de tercih edildiği takdirde 40-50 adetlik bir alımdan ileriye gidemez.

ABD uçaklarını da elemine ettikten sonra sıra kaliteden kaybeden JF-17 Thunder’a geliyor.

Ä°lgili resim

JF-17 Thunder:

JF-17 Thunder, Pakistan’ın Çin desteği ile hava kuvvetlerine kazandırmış olduğu uçak. Nam-ı değer “Fakir F-16’sı”. Daha fazla F-16 alacak parası olmayan Pakistan için ucuz yollu bir alternatif olması maksadıyla geliştirilmiştir. İlk uçuşunu 2003 yılında yapmış, 2007 yılında hizmete alınmıştır. Oldukça düşük bakım ve idame masrafının yanında ilk satın alımda da yine oldukça ucuzdur. Açık kaynaklarda verilen bilgilere göre toplam maliyeti yaklaşık olarak 1 F-16’nın 3’te 1’ine denk gelmektedir. Uçağın çıplak halde birim fiyatı 20-25 milyon $ civarındadır. Saatlik uçuş maliyeti konusunda ise elimizde teyitli bir bilgi bulunmamakla beraber bu maliyetin 10 bin $’ın hayli altında olduğunu tahmin etmekteyiz. Maksimum 12 tonluk bir kalkış ağırlığına sahip olmakla beraber 55 bin feet irtifaya tırmanabilir ve sesten 1.6 kat daha hızlı hareket edebilir. Teyitli olmamakla birlikte 1200+ km harekat yarıçapına sahip olduğu söylenmektedir. Kanat ve gövde altında; Mühimmat, Pod ve Yakıt tankı gibi gereçlerin yükleme yapılabileceği toplam 7 istasyonu bulunmaktadır. Block 1 ve Block 2 olmak üzere 2 modeli vardır. Block 3 olarak isimlendirilen modelinin ise gelişim aşamasında olduğu söylenmektedir.

Lisansı Pakistan’a ait olduğu için talep edildiği takdirde Türkiye’ye herhangi bir zorluk çıkarılmadan satılabilecek olmasına ve idame konusunda da aynı şekilde herhangi bir sıkıntı yaşamamızın çok zor olmasına rağmen Türk Hava Kuvvetleri mecbur kalmadıkça birincil savaş uçağı olarak bu uçakla da uçmamalıdır.

JF-17 Thunder Türk Hava Kuvvetlerine Ne Katar?” başlıklı yazımızda bu konuyu detaylıca ele aldığımız için burada tekrar etmeye lüzum yok ancak yine de kısaca bir özet geçecek olursak:

JF-17 gerek maliyet anlamında ki ucuzluk avantajıyla, gerekse teknoloji paylaşımı, kaynak koduna erişim, ortak üretim gibi kritik konularda Pakistan tarafından ülkemize tanınacak imtiyazlarla güzel bir alternatif olma potansiyeline sahipmiş gibi görünebilir. Esasen sıralamada ABD uçaklarından daha önce gelmesinin asıl sebebi de budur. Yani istediğimiz takdirde istediğimiz kadar JF-17 alma imkanına sahibiz. Bundan belki de daha önemlisi aldığımız uçaklara yerli ve milli alt sistemler geliştirme; elektronik aksamda, yazılım ve diğer donanım sistemlerinde yüksek yerlilik oranına sahip olma; radarından atacağı mühimmata, elektronik harp sisteminden hedefleme poduna kadar bu uçakları adeta kendimiz için, içini boş şekilde alıp doldurma gibi fırsatlarımız ve avantajlarımız bulunuyor.  

JF-17 ile ilgili görsel sonucu

Peki, tüm bu avantajlara rağmen Türk Hava Kuvvetleri neden bu uçakla uçmamalı?

Bunun tek kelime ile cevabı: “Kalite”. Yukarıda da söylediğim gibi JF-17 Thunder ucuz yollu bir alternatif olması maksadıyla imal edilen bir uçak durumunda yer alıyor. F-16 gibi bir uçağın 3’te 1 fiyatına denk gelmesinin sebebi aynı zamanda F-16’ya göre belki de 3’te 1 orana tekabül eden savaş kabiliyetine sahip olması. Yani tek başına 1 F-16’nın verebileceği performansı 2-3 JF-17’nin sağlayabilecek olmasından kaynaklı Türk Hava Kuvvetleri gerçek bir mecburiyet durumunda kalmadıktan sonra JF-17 Thunder ile uçmamalıdır.

Her ne kadar Türkiye tarafından üretilecek alt sistemlerle uçağın performansının artırılabileceğini söylesek de neticede ortaya F-16’nın son sürümlerinden daha yukarı çıkabilecek bir uçağın da ortaya çıkmayacağı aşikardır. Nasıl ki T-129 ATAK Helikopteri geliştirildiğinde ortaya AH-64 Apache gibi ağır taarruz helikopteri çıkmadıysa ve çıkmamış olması gayet doğalsa JF-17 Thunder’ında aynı şekilde yapısal nedenlerle belli bir seviyenin üstüne çıkamayacaktır. Ülkemizin hava kuvvetlerinin ihtiyacı ise mümkün olan en yüksek performanslı savaş uçaklarını mümkün olan en uygun fiyata almak şeklinde vuku bulmaktadır. Yine de alındığı takdirde 50-60 adet alınabileceği gibi düşük maliyetler sebebiyle 100-120 adet ve daha fazla dahi alınabilir.

JF-17 Thunder’ı da yeterince anlattığımızı düşünürsek sanırım bir sonraki sıraya geçebiliriz. Bir sonraki sırada Dassault Rafale bulunuyor.

Rafale ile ilgili görsel sonucu

Dassault Rafale:

Avrupa ülkelerinin beraber savaş uçağı üretmesine ilişkin proje devam ederken projeden ayrılan ve kendi savaş uçağını geliştirmeye başlayan Fransa, Dassault firması tarafından imal edilen Rafale ile ilk uçuşunu 1986 yılında yaptı. 2001 yılında operasyonel olarak hizmete giren uçak delta kanat tasarımı ile farklı bir görsellik ve farklı bir mühendislik anlayışı sunuyordu.

Uçak delta kanat ve canard avantajı sayesinde oldukça keskin bir manevra kabiliyetine sahip durumda. Öyle ki müşterek bir tatbikat esnasında, it dalaşı angajmanının simüle edildiği bir uçuşta ABD’ye ait bir F-22 Raptor tipi uçağa kilit atabilmiştir.

Çift motorlu olan ve 24,5 ton maksimum kalkış ağırlığına sahip Rafale, 1800+ km gibi oldukça iyi seviyede bir harekat yarıçapına sahip. Maksimum 1,8 Mach hıza ulaşabiliyor ve 50 bin feet irtifada seyir icra edebiliyor. Tayyare aynı zamanda AESA radara ve IRST sensörüne sahip. Toplamda 11 adet istasyonu bulunuyor. A/B/C/D/M vs. gibi birçok modeli var. F-15’lerde olduğu gibi Fransa’da Rafale uçakları için sipariş veren ülkelere özel model isimlendirmelerine gidiyor. Örneğin Mısır için DM ve EM kodları kullanırken, Hindistan için DH ve EH kodları kullanılıyor. Genel olarak bu modeller hemen hemen benzer durumdalarken, M modeli diğer modellerden biraz daha farklı. Fransa Rafale’i sadece bir Hava Kuvvetleri uçağı olarak değil aynı zamanda bir donanma uçağı olarak da kullanıyor. Uçak gemilerine iniş kalkış yapabilecek şekilde tasarlanmış bu model Fransa Deniz Kuvvetlerinde de aktif olarak hizmet veriyor.

Uçak hem hava üstünlük maksadıyla hem de bombardıman maksadıyla kullanılabilecek yapıya sahip. İki durumda da oldukça kullanışlı yüklemelere müsaade edebilen yapısı sayesinde tam anlamıyla bir “çok rollü savaş uçağı” konumunda yer alıyor. Hem Avrupa üretimi mühimmat ve teknolojik aksam, hem de ABD yapımı mühimmat ve teknolojik aksam kullanabiliyor.

Peki, bu uçak neden ABD uçaklarından önce gelirken birazdan bahsi geçecek uçaklara göre sıralamada arkalarda yer alıyor?

Bununda yine ana sebebi üretici ülkenin Türkiye ile olan ilişkilerini irdelediğimizde ortaya çıkıyor. Ve tabi bunun yanında maliyetinde bu konuda büyük bir etkisi mevcut. Açık kaynaklarda Rafale’in 16-18 bin $ aralığında bir saatlik uçuş maliyetine sahip olduğu görülüyor. Bunun yanında çıplak halde uçağın 90+ milyon $ civarında bir maliyete sahip olduğu da yine kaynaklarda görülebilir. Haricinde söylediğimiz gibi maliyetin yanında bir diğer etken Türkiye-Fransa ilişkileri.

Türkiye, Fransa ile kelimenin tam anlamıyla ‘enteresan’ bir ilişki içerisinde. Şöyle ki, Fransa askeri teçhizat satışında şuana kadar bize karşı herhangi olumsuz bir tutum içerisinde olmadı. Fakat gelgelelim tarihte bu tutumu göstermekten çekinmediği durumlar olmuş. Bunlardan en bilinenlerinden bir tanesi de Arjantin ve İngiltere arasında yaşanan Falkland savaşı. Anti Gemi füzesi ‘Exocet’ sayesinde İngilizlere oldukça zor anlar yaşatan Arjantin, talep ettiği daha fazla Exocet füzesini savaş zamanında satın alamamış ve başka etkili bir saldırı gücü kalmayınca savaşı kaybetmiştir. Savaş çıktığında Fransa Arjantin’e karşı ambargo uygulamıştır. Ayrıca Exocet füzeleri hakkında teknik dokümanları da İngiltere’ye verdiği söylenmektedir.

Burada kıssadan hisse olarak bizlere düşen, her ne kadar Fransa ile aramızda ki ilişkiler tıkırında gibi gözükse de Fransızların her an bizi de yüzüstü bırakabileceğini göz önünde bulundurarak iş yapmaktır. Dolayısıyla savaş uçağı gibi pahalı ve hacmi büyük bir ticaret yapmak için gerçek bir mecburiyet halinde olmamız gerekecektir. Yine de olası bir mecburiyet karşısında almamızın zorunlu olduğu bir senaryoyu hayal edersek: F-15’deki gibi 40-50 adetlik bir alım yapılabilir. Belki şartlar zorlanarak bu sayı 60-70 adedi bulabilir. Fransız Dassault firması henüz ABD’li firmalar kadar tok satıcı rolünde değildir bu sebeple uçağı satmak isteyeceklerdir fakat yine de teknoloji transferi, ortak üretim, kaynak kodu paylaşımı vs. gibi konuları rahatlıkla unutabiliriz.

Listemizde üst sıralara doğru ilerlerken ilk 3’e gelmiş bulunuyoruz. 3. sırada Avrupa Konsorsiyumu üretimi Eurofighter Typhoon yer alıyor.

Ä°lgili resim

EF-2000 Eurofighter Typhoon:

Typhoon projesi, Avrupa ülkelerinin yeni nesil savaş uçağı ihtiyacını karşılamak amacıyla birçok ülkenin ortaklığı ile başlatıldı. İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya’dan oluşan üretici ülkeler topluluğundan Fransa, proje bir müddet ilerledikten sonra ayrılmış, yukarı anlattığımız gibi kendi uçağı Rafale’i geliştirmiştir. Üretici ortak olarak diğer ülkeler ise projeye devam etmiş ve en nihayetinde ortaya EF-2000 çıkmıştır. Projede mülkiyet hakları: %33 İngiltere, %33 Almanya, %21 İtalya ve %13 İspanya şeklindedir.

Proje esasen 1986 yılında başlamıştır. İlk uçuş 1994 yılında gerçekleştirilmiş, 2003 yılında ise tayyare aktif hizmete sunulmuştur. Delta kanatlı ve Canard yapısına sahip olarak imal edilmiş olup projeye Türkiye de davet edilmiştir. Bundan biraz bahsetmek gerekirse aslında bu davet ülkemiz için belki de ilk defa gerçek anlamda bir davet olabilir. Zira Avrupa ülkeleri Türkiye’ye yalnızca uçak satma girişiminde bulunmamıştır. Yapılan teklif doğrudan Almanya, İspanya, İtalya gibi projenin ortağı olmamız üzerinedir. Bunun yanında Türkiye’nin alımını taahhüt edeceği miktara göre ortaklık seviyesi yükselecek, 40 adetlik alımda montaj imkanı tanınacak, 80 adetlik alımda montaj imkanına ek olarak kaynak koduna sınırlı miktarda erişim izni verilecek, 120 adetlik alımda ise sınırlar kaldırılıp kaynak koduna tam erişim izni sağlanacaktı. Üstelik 3. Ülkelere yapılacak ihracatlardan ülkemizde pay alacaktı.

Bu şekilde bir teklif paketine rağmen ülkemiz bu projeye katılmayı reddetti ve F-35 & F-16 ikilisi ile yoluna devam edeceğini belli etti. Baktığımız zaman teklif oldukça cazip gibi görünüyor olabilir. Öyleyse gelin birde teknik özelliklere şöyle bir göz atalım: Uçak Tranche-1, Tranche-2 ve Tranche-3 olmak üzere 3 ana versiyondan oluşuyor. Tahmin edebileceğiniz gibi kat edilen gelişimlere göre ve üstlendiği görevlere göre bu versiyonlar ayrılıyor. Tranche-1 versiyonu havadan karaya saldırı yeteneği olmayan bir versiyon. Ancak Hava-Hava görevleri söz konusu ise uçağın performansının oldukça yüksek olduğu söyleniyor. Tranche-2 ile bu özellik kazandırılmaya çalışılsa da tam anlamıyla yapıldığını söylemek zor. Tranche-3 versiyonu ile ise Typhoon’un tam anlamıyla bir “çok rollü savaş uçağı” haline geldiği söylenebilir. Ayrıca geliştirilmiş elektronik harp kabiliyeti, AESA radar ve IRST sensörleriyle EF-2000 havadan havaya görevler başta olmak üzere ve hava-kara görevleri de dahil olmak üzere her türlü görev için yüksek performans sunabilecek kapasiteye ulaşmıştır.

Tayyare Avrupa üretimi olduğu için doğal olarak Avrupa üretimi mühimmat ve teknolojilere sertifiye haldedir. Haricinde ABD üretimi silah ve teknolojileri de kullanabilmektedir. Delta kanat ve Canard avantajı sayesinde uçağın manevra kabiliyeti oldukça yüksektir. Tıpkı Fransız kardeşi Rafale gibi bir tatbikat esnasında F-22 Raptor’a kilit atabilmiştir. Bunlara ek olarak uçak 65 bin feet irtifaya tırmanabilir ve 2 Mach hıza ulaşabilir. 23,5 ton maksimum kalkış ağırlığına sahip Typhoon, aynı zamanda Supercruise yeteneği sayesinde Afterburner kullanmadan 1,5 mach hızla uçabilmektedir. Toplam 13 istasyonu bulunmaktadır. Muadili sayılacak F-15 ve Rafale ile kıyaslandığında 1400 km’lik harekat yarıçapı ile onlardan daha az bir harekat yarıçapına sahiptir fakat yine de ideal olarak değerlendirilebilir. Ayrıca hakları yalnızca bir ülkeye ait olmadığı için, bir konsorsiyum ürünü olduğu için politik anlamda (bu konuda hiçbir zaman kesinlik olamaz tabi) en azından tek bir ülkenin ürettiği ve zaman zaman ambargo yeme ihtimalimiz olan savaş uçaklarına göre bu konuda biraz daha avantajlıdır diyebiliriz.

Görüldüğü üzere Eurofighter Typhoon teknik açıdan da oldukça mükemmel bir uçak olarak düşünülebilir. Yalnızca teknik özelliklere baktığımız takdirde bu sav zaten doğrudur da. Fakat bu kadar olumlu özelliklere sahip bir uçağın elbette ki zayıf noktaları ve dezavantajları da vardır ve en az olumlu yanları kadar göze batacaktır. İşte Typhoon’un 1. sırada değil de 3. sırada yer almasının sebebi de budur…

eurofighter typhoon fully loaded ile ilgili görsel sonucu

Eurofighter Typhoon ve dezavantajları:

Yukarıda yazılan bilgiler doğrultusunda Eurofighter Typhoon’un mükemmel bir uçak olduğunu düşünebilirsiniz. Fakat uçak oldukça büyük dezavantajlara da sahiptir. Bunlardan en bilineni uçağın bakım ve idamesinin oldukça külfetli olması ve buna bağlı olarak harbe hazırlık oranın düşük olmasıdır.

Örneğin Typhoon’un en büyük sorunlarından birisi motorlarıyla alakalıdır. İkiz motora sahip tayyare, motorun mimari yapısından dolayı küçük arızalarda dahi komplece motor bloğunun sökülmesine ve o şekilde tamirat yapılmasına kadar giden ağır bakım ve onarım işlemlerinden geçmek durumundadır. Bu da bir harp ortamında uçağın savaşmaya olan yetkinliğini oldukça azaltmaktadır. Motordan kaynaklı sorunlar için uçağın harbe hazırlık oranını yüksek tutmanın yolu ise envanterde bolca motor bulundurmaktır. Bu da takdir edersiniz ki bakım ve idame masraflarını hayli artırmaktadır.

Bir başka dezavantaj olarak uçağın lojistik faaliyetlerinden ve buna bağlı görev esnekliğinden bahsedebiliriz. Örneğin biraz sonra bahsedeceğimiz F-16 ve Gripen gibi uçaklar rahatlıkla bir meydandan başka bir meydana konuşlanabilir. Fakat Typhoon için bu iş o kadar da kolay değildir. Zira bu uçak için gereken bakım ekibinin kullanacak olduğu teknik teçhizat oldukça fazladır. Bu da ülkemizde sık sık uygulanan geçici görev maksadıyla üs değişikliği yapma uygulaması açısından büyük bir dezavantaj oluşturacaktır.

Bunlar hep ekstra bakım maliyeti demektir. Bunun yanında uçağın birim maliyeti de oldukça yüksektir ve saatlik uçuş maliyeti de azımsanamayacak ölçüdedir. Kimi kaynaklarda uçağın çıplak halde ki maliyeti için 100+ milyon $ denilirken, kimi kaynaklarda ise 120 milyon dolar rakamları telaffuz edilmektedir. Saatlik uçuş maliyeti ise 18 bin $ olarak belirtilmektedir.

Özetle EF-2000 teknolojik açıdan isterlerimizi büyük oranda karşılamakla beraber bakım ve idamesi oldukça zor, aynı zamanda oldukça da pahalı bir savaş uçağıdır. Bu da son zamanların moda tabiriyle “Fiyat/Performans” kıyaslamasında ekonomik açıdan türlü zorluklarla iç içe olan ülkemiz adına zannedilen kadar faydalı bir tercih olmayacaktır. Buna rağmen alınması tercih edilirse şöyle söyleyebiliriz ki: maddi anlamda 40-50 adet uçağı alacak parayı ancak denkleştirebiliriz. Buna mukabil hedefleme podu, yerli üretim mühimmatlar vs. takabilecek iznin ötesine geçebilecek bir anlaşma yapabileceğimizi çok düşünmüyoruz. Yani tıpkı diğer uçaklar gibi ortak alt sistem üretimi, kaynak koduna erişim vs. gibi konular için çok heveslenmemeliyiz.

EF-2000 başlığını da bitirip listemizde bir sonra ki sıra olan, adeta kanımızdan canımızdan bir parça, gözümüzün nuru F-16 Savaşan Şahin ile devam edelim.

F-16V ile ilgili görsel sonucu

F-16 Fighting Falcon:

ÖNCEL ve CCIP Projeleri” başlıklı yazımızda Türkiye’nin F-16 serüvenini kısaca aktarmaya çalışmıştık. Bu serüvende Türkiye bir miktar yerlilik oranıyla F-16’ların montaj işlemini gerçekleştirerek kendi kullanımı için günümüze kadar toplamda 270 adet F-16 tedarik etmiştir. Bu uçaklardan 32 adedi kaza/kırım gibi elim olaylarda kaybedilmiştir. Şuan ise aktif olarak 238 adet F-16 savaş uçağı Türk Hava Kuvvetleri envanterinde bulunmaktadır. En başta belirttiğimiz yazımızda bu girizgahın daha detaylı halini bulabilirsiniz.

F-16, ilk uçuşunu 1974 yılında yapan, 1978 yılında ise aktif hizmete sokulan bir savaş uçağıdır. İlk modelleri daha çok hava-hava görevleri için tasarlanmıştır. Yani ilk etapta üretilme amacı daha çok hafif bir avcı uçağını ABD ve Müttefik devletlerin hava kuvvetlerine kazandırmaktır. Uçağın A,B,C,D,E,F, I ve V olmak üzere farklı ülkelerde kullanılan farklı versiyonları bulunmaktadır. Ayrıca bu modellerin yanında Block 1/5/10/30/40/50+/70 vs. olarak isimlendirilen farklı konfigürasyonları da bulunmaktadır. Uçak hizmete girdiği günden bugüne tıpkı diğer ABD uçakları gibi ilk halinden bambaşka noktalara evrilmiştir. Özellikle Block 30 konfigürasyonu ile yakın hava savaşı yani it dalaşında, Block 40 konfigürasyonu ile hava-kara görevlerinde büyük mesafeler kat etmiştir. Block 50/50+ gibi konfigürasyonlar ile gelişen teknolojiye ayak uydurulmuş, Block 60 ve son olarak Block 70 ile de artık uçak tam anlamıyla 4,5/4++ hale gelmiştir. Ayrıca Block 50/52+ konfigürasyonları ile birlikte uçaklara CFT denilen gövde üzeri yakıt tankı da eklenmiştir. Block 60’tan sonra ise AESA radarlar F-16’larda da kullanılmaya başlamıştır.

Uçak 50 bin feet irtifaya kadar yükselebilir ve 2 mach hıza ulaşabilir. Tek motorlu ve nispeten ufak bir tayyare olmasına rağmen 1350+ km gibi gayet iyi bir harekat yarıçapına sahiptir. Maksimum 19 tondan biraz fazla ağırlıkla kalkış yapabilir. Uçağın manevra kabiliyeti Thrust Vectoring ve Delta Kanat – Canard gibi avantajları olmamasına rağmen oldukça yüksektir. Bu konuda aynı kategoride F-16 ile yarışabilecek tek bir uçak vardır o da Rus yapımı Mig-29’dur. Mühimmat ve teknoloji açısından genel itibariyle yalnızca ABD mühimmat ve teknolojisi kullanılır. Fakat İsrail ve Türkiye gibi büyük kullanıcılarına kendi üretimi mühimmat ve teknolojisini kullanması için müsaade edilmektedir. F-16 günümüzde genel anlamda hemen her iş için kullanılan düşük maliyetli bir çözüm olarak ülkelerin envanterinde yer almaktadır.

Yukarıda mecbur kalınmadığı sürece ABD üretimi uçaklardan uzak durulmasını söylemişken 2. sırada bir ABD uçağı olan F-16’nın olmasının biraz, hatta fazlasıyla tuhaf ve tutarsız durduğunun farkındayız.

Ä°lgili resim

Peki, F-16 neden 2. sırada yer alıyor?

F-16’nın 2. sırada yer alıyor olmasının sebebi yukarıda EF-2000 başlığı altında belirttiğimiz gibi ekonomik anlamda pek parlak dönemler geçirmeyen ülkemizin, “Fiyat/Performans” kıyaslamasında verimli bir uçağı tercih etmesi gerekmektedir. Tercih edilecek uçak MMU TF-X gelene kadar Türkiye’yi idare etmeli, TF-X ile operasyonel filo ve filolar kurulana kadar bir geçiş platformu olarak kullanılmalı ve bu döneme kadar eskiyecek olan F-16 uçaklarımıza karşı can suyu olmalıdır. Listemizde şuana kadar saydığımız uçaklar ise gerek maliyetinden ötürü, gerek politik anlamda menşeilerinden ötürü, gerekse de isterlerimize uygun olmamasından ötürü tam anlamıyla şartlarımızı sağlayamıyorlar. Bu sebeple bu uçaklar için daima “mecbur kalmadıkça” ifadesini kullanmak durumunda kaldık. Fakat F-16 ve birinci sırada yer alan JAS-39 Gripen için bunu söylemeye gerek yok. Zira zirvenin ilk iki sırasında yer alan bu uçaklar birçok konuda şartlarımızı sağladığı için ihtiyaçlarımızı da giderebilecek potansiyele sahip.

Yukarıda da söylediğimiz gibi F-16 geçirdiği modernizasyonlar sayesinde kendini oldukça geliştirmiş bir savaş uçağı. Aynı zamanda düşük bir birim maliyete ve düşük bir bakım ve idame masrafına sahip. 50-60 milyon $ gibi bir birim maliyete ve yaklaşık 8 bin $ gibi bir saatlik uçuş maliyetine sahiptir. Bunun yanında F-16 zaten ülkemiz tarafından yoğun olarak kullanılan bir uçaktır. Hatta kelimenin tam anlamıyla hava kuvvetlerimizin ana vurucu gücüdür. Dolayısıyla bakım ve idame teamülleri olsun, ekonomik açıdan olsun, pilotaj alışkanlığı olsun F-16 Türkiye’nin tam aradığı platformlardan birisidir. Üstelik yıllardan beridir elde edilen tecrübe ve üretiminde rol aldığı için yerli şekilde üretilebilecek  alt sistem ve yedek parça imkanı sayesinde ABD tarafından uygulanacak olası bir ambargo durumunda (en azından F-15, F/A-18 ve F-35 gibi uçaklara nazaran) ambargodan çok daha az etkilenecek, harbe hazırlığı daha yavaş oranda düşecek yegane platformdur. Bu da onu listemizde 2. sıraya koymamızın ana sebeplerinden biridir.

Turkish air force F-16 block 50+ ile ilgili görsel sonucu

Kısaca F-16, zaten her şeyini bildiğimiz bir platform olduğundan ötürü ihtiyaç durumunda alınmasında herhangi bir beis olmayan bir konumda yer alıyor. Burada alım adedine göre değişecek olmakla birlikte tekrar TAI tesislerinde, mümkün olan maksimum yerlilikle üretimin yapılması da yine her açıdan faydalıdır diyebiliriz. Tabi bu aynı zamanda ABD’nin kabul etmesi gereken de bir şey. ABD buna izin verebileceği gibi vermeye de bilir. Fakat öyle olmasa bile yine de F-16 alımı (en azından şuana kadar saydığımız diğer alternatiflere göre) daha yerinde bir seçim olacaktır.

Olası bir alım kapsamında takviye maksadıyla 30-40 adetlik alımlar olabileceği gibi ekonomik güce bağlı olarak 60-80 adede varan alımlar da yapılabilir. Belirtmiş olduğumuz gibi F-16 bize yabancı olmayan bir platform olduğu için rahatlıkla sipariş sayılarında artış yaşanabilir.

Gelelim şahsi fikrimize göre Türk Hava Kuvvetleri için an itibariyle en ideal alternatif savaş uçağı olan, listemizin zirvesinde yer alan JAS-39 Gripen’a…

Ä°lgili resim

JAS-39 Gripen:

Gripen, üzerinde özellikle ABD ve İngiltere üretimi teknolojiler ve sistemler kullanılmasına rağmen tüm hakları İsveç’e ait olan; Delta Kanatlı, Canard yapısını sahip olan, tek motorlu, oldukça hafif ve oldukça ucuz bir savaş uçağıdır.

Saab firması tarafından 1979 yılında başlatılan proje kapsamında amaç İsveç Hava Kuvvetlerinin ihtiyacını karşılamak üzere 4. nesil maliyeti ucuz bir savaş uçağı tedarik etmekti. Yeni nesil uçaklar Draken ve Viggen gibi eski uçaklarında yerini alacaktı. Gripen 1988 yılında ilk uçuşunu yaptı, 1996 yılında ise aktif olarak hizmete başladı. İlk modelleri olan A ve B modelleri çok fazla tutulmadı. Daha da geliştirilen C ve D modeli ise A ve B modeline göre çok daha başarılı ve yetenekliydi fakat günümüz itibariyle oldukça ivmeli şekilde gelişen teknolojiye ayak uydurulması maksadıyla son olarak E ve F olarak isimlendirilen modeller de geliştirilerek hizmete sunuldu.

JAS-39 Gripen, maksimum sesten 2 kat daha fazla hıza ve 52 bin feetten biraz fazla irtifaya çıkabiliyor. Hafif sınıfta bir savaş uçağı olmasına karşın yaklaşık 1500 km gibi oldukça iyi bir harekat yarıçapına sahip. 16,5 ton maksimum ağırlıkla kalkış icra edebiliyor. Uçak gerektiğinde yeterli düzlükte ve yeterli genişlikteki 800 metrelik herhangi bir karayolundan kalkış yapabilecek performansa sahip. Hava-Hava mühimmatı yüklü haldeyken Supercruise özelliği ile 1.2 Mach hızla seyir icra edebiliyor. Toplamda 8 istasyona sahip. Gripen aynı zamanda IRST sensörünün yanında saydığımız diğer uçaklardan farklı olarak hareketli AESA radara da sahip bir uçak. Bu sayede hava muharebelerinde 90’ar derecelik açılara kadar ‘Crank’ denilen sakınma manevralarını rahatlıkla yapabilir. Uçak aynı zamanda oldukça keskin bir manevra kabiliyetine sahiptir. Bunun yanında “Stealth” karakteristiğinde olmamasına rağmen radar kesit alanı da düşük bir seviyede sayılabilir. Avrupa üretimi mühimmat ve teknolojilerin yanı sıra ABD teknolojilerine de uyumludur.

JAS-39 Gripen esasen çok rollü bir uçak olmakla beraber özellikle hem BVR denilen görüş ötesi angajmanda hem de WVR veya Dogfight denilen görüş içi angajmanda düşmanları için oldukça tehlikelidir.

Ä°lgili resim

Peki, Gripen’ı F-16’dan ayıran, birinci sıraya yerleşmesini sağlayan farkı nedir?

Yukarıda özelliklerini irdelediğimizde gördük ki Gripen hemen hemen F-16 ile denk bir uçak. Fakat onu F-16’dan ayıran birkaç özellik mevcut. Bunlardan bir tanesi uçağın birim maliyeti ve saatlik uçuş maliyetinde ki ucuzluk. Gripen’ın NG olarak da isimlendirilen E ve F modelleri yani son modelleri bile en fazla 60 milyon $ birim maliyete sahip. Bu çeşitli durumlarda 40 milyon $ gibi bir sayıya kadar inebiliyor. Aynı zamanda saatlik uçuş maliyetinin de 5 bin dolardan daha az olduğu açık kaynaklarda belirtilen bilgiler arasında. Bu da bir F-16 uçağına göre neredeyse yarı yarıya daha düşük bir bakım maliyeti demek.

İkinci bir etken olarak uçağın görev esnekliğine inanılmaz seviyede adapte olabildiğinden bahsedebiliriz. Gripen, listede ki diğer uçaklara göre idamesi oldukça kolay bir uçak. Bu da kullanıcısına onu esneklikle kullanabilmek için büyük bir avantaj sunuyor. Az sayıda personelle ve teknik aksamla dahi harbe hazırlık oranı yüksek tutulabilecek şekilde gelişim gösteren Gripen, bu sayede örneğin Türk Hava Kuvvetleri envanterinde yer alan ve 37 ton yük taşıma kapasitesine sahip olan A400M Atlas uçakları ile geçici görevler için farklı meydanlara dağıtacağı neredeyse 1 muharip Gripen filosunun idamesini sağlayabilir. Yani orta sınıfta yer alan bir nakliye uçağı ile neredeyse 1 filonun tamamını idame edebilecek teknik aksam, teçhizat ve personel taşınabilir.

Tüm bunlarla beraber Gripen’ı F-16’nın önüne geçiren en önemli etkenlerden bir diğeri ise Saab firmasının tok satıcı rolünde bir firma olmamasıdır. Bu sayede yüksek alım adedi garantisi ile yapılabilecek sağlam bir pazarlıkla uçağın üretiminde ortaklık, sanayi katılımı, teknoloji transferi, kaynak kodu paylaşımı vs. gibi konularda istediğimiz anlaşma koşullarını elde edebiliriz. JAS-39 Gripen zaten belirttiğimiz gibi çeşitli ülkelerin üretimi alt sistemler kullanmaktadır. Türkiye ise kullanılacak birçok alt sistemi üretebilecek seviyededir. Bu sebeple ortak üretim ve sanayi katılımı konusunda onay aldığımız takdirde hem yerlilik oranı yüksek bir 4,5/4++ nesil savaş uçağına sahip olabiliriz hem de yerli alt sistemler ve teknolojiler sayesinde zaten düşük olan maliyetleri daha da düşürebiliriz. Üstelik bunun yanında vereceğimiz siparişlerin sayısına bağlı olarak da uçağın birim maliyeti yine düşecektir.

jas-39 gripen ile ilgili görsel sonucu

Uzun lafın kısası Gripen maliyet açısından çok çok ucuz bir seçenek konumundadır. Bu sayede gerek mühimmat ve diğer teçhizatlar gerekse doğrudan uçak miktarlarında kolaylıkla artış sağlanabilir. Hazır alımla 60-70 adet uçak alınabileceği gibi ortak üretim teklifiyle beraber 100-120 adede yakın ve hatta belki daha fazlasına yönelik alımlar taahhüt edilebilir. Fakat gelin gelelim her şey istediğimiz gibi gitmeye de bilir. Evet ortak üretim teklifi kulağa çok cazip gelmektedir. Nitekim ortaya bir ‘JAS-39 Gripen TM’ çıktığı takdirde Türk Hava Kuvvetleri için bulunmaz bir nimet olacaktır.

Fakat birde bu tür bir anlaşmanın yapılamadığı senaryo için konuşacak olursak: Ortak üretimle alakalı planları elemine ederek yine Gripen NG alımı en doğru tercih olacaktır.

Ä°lgili resim

Sonuç:

Ekonomik, Politik ve Askeri konuların genel olarak bir ortalamasını aldığımızda ülkemiz için en uygun alternatif uçağın JAS-39 Gripen olduğunu görmekteyiz. Özellikle hava-hava görevleri için EF-2000, Rafale vs. gibi uçaklardan geri kalmayan Gripen; maliyet anlamında kolaylıkla tercih edilebileceği gibi, ülkemizin asli ihtiyacı olan Av-Önleme uçağı ihtiyacını da en güzel şekilde giderebilecek bir uçaktır. Yüksek alım taahhüdü ile birlikte teklif edilecek ortak üretim içerikli bir anlaşma yapılma ihtimali azımsanamayacak kadar yüksektir. Böyle bir anlaşma yapıldığı takdirde ise elde bulunan Block 30 F-16’lar başta olmak üzere yaşlanan F-16 filosu da yenilenebilir. Bu şekilde yapılacak bir planda 2030’lu yıllara geldiğimizde envanterimizde 100+ F-16, 100+ Gripen ve 100+ F-35 savaş uçağı yer alacaktır. Bu da dosta güven, düşmana korku vermek için gayet ideal bir kuvvet yapılanmasıdır. Bunun yanında MMU TF-X projesi de çok büyük ilerleme kat edecek ve hava kuvvetleri filosuna katılmaya gün sayacaktır.

Yazının en başında da belirttiğimiz gibi özellikle bu dönemlerde gerekli adımlar atılmazsa 2020’lerin sonundan-2030’ların orta vadelerine kadar savaş uçağı konusunda başımız ağrıyabilir. 3 tarafı denizle, 4 tarafı düşmanla çevrili olan cennet vatanımız için birebir aynısı olmasa da bir şekilde buna benzer bir takviye şart vaziyettedir.


Yazar: Abdullah Bekci     Kaynak: SavunmaSanayiST.com

17 YORUMLAR

  1. Öncelikle analiniz için tebrik ederim. Malum İnternete herşeyi bulmak mümkün ve herkes olaya ideolojik bakıyor. Mesela amerikan mallarını sevmeyen herkes altyapı sistem maliyete bakmadan hemen rus uçaklarını öneriyor.
    Benim nacizane fikrim maliyeti ile gripten.
    Yapılacak sıkı bir pazarlıkla mümkün olan en yüksek yerlilik oranıyla gripen uçağını almak.
    Terör operasyonlarında hürkuş c gelinceye kadar daha ucuz maliyetle bu uçak kullanabilir.
    İyi akşamlar

  2. Merhaba sevgili yazar. Cin ve rus ucaklari tercih edilmemedi zit teknoloji demissiniz. Eh guzel yazar bu savas olacak savas. Nasil bir bakis acisidir ki bu zit teknolojinin hayati onem taşıdığını söyleyemiyorsun.. herhangi bir savas durumunda kontrolu tamamen batita olancak savas makinelerinin bize ne faydasi olacak… bilgisayarlari bile acamiyorsun key girmeden kaldi ki yedek parça vs vs .. orduyu silahlari karsi silahlarla cesitlendirmek gerekir yoksa bati bizi sevdiğinden mi avrupa birliğine kabul etmiyor… zaten bizi cin ve rusyadan uzak tutmak icin yillardir yapilan bu… siz de masallh ayni cizgide kalmissiniz

    • Öncelikle aldığınız veya alacağınız uçakların kontrolü başkasının elinde değil sizin elinizdedir. Ha yok ben bu savımda iddialıyım diyorsanız o zaman aynı şekilde Rusya’dan veya Çin’den alınacak savaş uçakları içinde aynı şey geçerlidir. Ne yapmayı düşünüyorsunuz acaba? Rusya ile savaşırsam Rusya’dan aldığım uçakları kullanamam ama ABD uçaklarını kullanabilirim. ABD ile savaşırsam da Rusya’dan aldığım uçakları kullanırım gibi askeri teknoloji ile biraz bile ilgisi olan kimsenin düşünmeyceği saçma bir düşünceye mi sahipsiniz acaba?

      Birde şunu öğrenmelisiniz: Biz Çin ve Rusya’dan uzak tutulmadık. Onlardan biz uzak durmak istedik ve onların yerine batıyı tercih ettik. Çin ve Rusya melek değil! Doğu Türkistan, Azerbaycan, Kazakistan gibi ülkelere neler yaptıklarını gayet iyi biliyoruz. Yeri gelmişken siz biraz Moskofçu, Çinci çizginizden biraz bahsetsenize? Maşallah onları çok seviyorsunuz belli ki!

  3. Gripen´i almak Turkiye icin amerikan ucagi almaktan daha zor. Isvec siyaseti ve basini, Turkiye konusunda PKK´li Kurtlerin kontrolunde. Böyle bir girisim basina dustugu andan itibaren, “Isvec, Turklerin Kurtleri öldurmesine yardimci oluyor” diye yaygaraya baslarlar.

    Yoksa, ucak dediginiz gibi ideal, fiyat konusunda.

  4. Merhabalar.Bu görüşünüze katılıyorum. Özellikle meteor füzeleri satın alımı ile önemli bir güç carpani olacaktır hava kuvvetleri mız için. Mmu gelene kadar oluşacak boslukta takriben 60 gripen le doldurulabilir.

  5. Analiziniz gayet yerinde. Hamasetten ve siyasetten uzak. Sizi öncelikle bu yönden tebrik ederim. TFX projesinin ilerleyen aşamalarında, Güney Kore ile ortak bir üretim anlaşması yapılması mantıklı olmaz mı? Çok ortak yönümüz var ve geçmişimizde sorun yok. Batı ile ittifaklık durumu, teknolojik gelişmişlik, 5. nesil uçak ihtiyacı v.s. gibi nedenler, ortamın çok uygun olduğunu gösteriyor. Ben TFX’in ortaklık olmadan belirlenen sürelerde tüm isterleri karşılayacağını pek düşünmüyorum. Yapamayacağımızdan değil, sadece zaman/para yönündeki kısıtlılığımızdan dolayı. Sizin bu konudaki görüşünüzü öğrenmek isterim. Ayrıca başka hangi güvenilir ülkelerle böyle bir ortaklığa gidilebilir?

    Teşekkürler,

    • Bunu esasen bizde düşündük hatta diğer savunma forumları da dahil Türkiye’de bu konular ile ilgilenen hemen herkes düşünmüştür lakin yine de Güney Kore’nin KF-X projesi ile ortaklık kurulmamasının sebebini bir türlü anlayamadık. Böyle bir ortaklığın kurulduğunu varsayarsak Türkiye için kesinlikle çok daha iyi olur kanaatindeyiz. Güney Kore ile gerek siyasi anlamda gerek askeri gerek ekonomik anlamda oldukça olumlu ilişkilerimiz mevcut. Kaldı ki zaten Altay Tankı, Hürkuş, Hürjet, Fırtına Obüsü vs. konularında bize teknik destek sağlamaktan geri durmadılar.

      Özetle Kore gayet iyi bir ortak olabilir bizim için.

      İkinci sorunuz için ise fazla ülke sayamayacağız malum ilişkilerimiz çok iyi değil.

  6. merhabalar benim iki sorum var birincisi şimdiye kadar yeni uçak alımıyla ilgili herhangi bir adım atmadığımıza göre bu tfx gelene kadar f-16’ları baştan aşağıya yenileyeceğimiz anlamına mı geliyor(yunanistan gibi viper) yoksa sadece amerikadan gelecek f-35 lere ve rusyanın s-400 lerine mi bel bağlayacağız. ikincisi hürjeti yaptıktan sonra tıpkı atak helikopteri üzerinden atak-2 geliştirmeye başladığımız gibi hürjet uçağı üzerinden f-16 muadili hürjet-2 çalışması yapamaz mıyız?mesela hürjeti biraz daha büyütüp çift motor koysak filan?

    • Şuan için görünen o ki F-35 ve S400’lere bel bağlayacağız.

      İkinci sorunuzun cevabı ise TAI ve HvKK’nın düşüneceği bir durum. Teknik açıdan mümkün mü diye soruyorsanız evet mümkün. Üretilir mi diye soruyorsanız bunun cevabını bizde bilmiyoruz.

  7. Bende gripen konusunda sizin gibi düşünüyorum yüksek adetli alımlarda esneklik olacağı kanaatindeyim hatta biz sizden gripen alalım siz bizden t129 alın (ihtiyaç varsa) gibi seçenekler de aklımdan geçmekte + som entegrasyonu + birçok ülkenin bu uçağı tercih etmesi bu uçağı cazip kılmakta ayrıca eğer blok 30 ve blok 40 lara viper tarzı ciddi bir moderizasyon yapılmayacaksa İsrail gibi bu uçakları elden çıkarıp elde edilen bütçe ile de gripen alma yoluna gidilebilir diye düşünüyorum son yazdığım kulağa saçma gelebilir bence böyle hesaplara girebiliriz

    • T-129 Atak ile bir offset anlaşması yapılması mantıklı bir düşünce. Ancak Block 30 ve Block 40 F-16’ları satmaya değer bir paraya satabileceğimizi düşünmüyorum açıkçası. Yani elden çıkarmamız biraz zararına satışa benzeyebilir…

  8. Hindistan için çekişen F16 ve Gripen için de aynı görüşler hakim veya hakimdi. Gripen kullanım maliyeti, işletme/bakım kolaylığı vede teknoloji transferi gibi. Yalnız orada bile gene motorların amerikan yapımı olması ve birim maliyetinin F16V b70 den fazla oluşu soru işareti olarak öne çıkıyordu. Bence bu iş F16V block70 ile Gripen arasındaki seçimden çok, Gripen ile block 30-40 ların modernizayon maliyetlerinin karşılaştırılmasına ve modernizasyonun nasıl nerde yapılacağı/yapılabilirliğine (yerel vs gibi) kalacak. Birde ihtiyaç duyulan uçak sayısına. 40-50 adede kadar 2-2,5 filoluk bir uçak sayısı işimizi belli bir süre için idare edecek diye düşünülürse, mantıklı seçim hava hakimiyeti için her ne kadar maliyetleri fazla da olsa sırasıyla F-15X ve F-18 ler ön plana çıkacaktır diye düşünüyorum, ama daha fazla sayıda uçak için Gripen ve F-16 gene ön planda olacaktır. Hele ki 100 den fazla 120 gibi ve üstü uçak sayısı düşünüldüğünde Gripen, TF-X e de sağlayacağı teknoloji ve yerel üretim şekliyle mantıklıdır. Ama ben genede yumurta kıçımıza geldiğinde bizimkilerin mantığa, vizyona, artık ne varsa bakmadan en çabuk ve en kolay çözüme balıklama atlayacağını şahsen düşünüyorum.

  9. 2020 de f 4 lerin kullanım dışına çıkağı bir gerçek. Bu kadar yükü f 35 ler gelinceye kadar F 16 nın kaldırıp kaldıramayacağı kocaman bir soru işareti. TF-X lerin gelmesine 10 sene var. 10 senede maliyet-performan bakımından en iyi seçenek Gripen gibi geliyor bana.

  10. Sayın Bekçi.. Benim gönlümdeki uçak ABD nin BAE için özel geliştirdiği F16 Block 60
    Çöl şahini. Bunun üzerine tek pilotlu, tek motorlu, çok amaçlı ön cephe savaş uçağı yok. Keşke alabilsek.

      • tamda uzman görüşü bir yazı olmuş saab şuan dünya üzerinde üretilen en ucuz maliyetli ve en esnek hava platformudur aynı zamanda caydırıcılığı ve harp yeteneği oldukça üst seviyede f35 gibi kafa ağrıtan pahalı bir platform yerine s 400 ü al gripenle yola devam et saçma sapan fikirlerle uğraşmak ne yeri ne zamanı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here