(Bu içerik SavunmaSanayiST.com’a aittir. Kaynak belirtilmeden kullanılması halinde hak talebinde bulunulacaktır.)

Önümüzdeki yıllarda Türk Hava Kuvvetleri ve Türk Deniz Kuvvetleri tarafından kullanılması planlanan F-35 savaş uçakları için defalarca kez bilgilendirme metinleri, Türkiye için bu projenin önemi hakkında makaleler, olası bir ambargo kararı hususunda neler olabileceğine dair analizler gibi bir çok yazıyı kaleme almıştık. Bugün ise bunların yanında bu uçak hakkında bir tanıtım yazısı yazmayı düşündük.

Hava Kuvvetlerimiz için toplam 100 adet alınması düşünülen, Deniz Kuvvetlerimizin ise 32 adet talep ettiği F-35’lerin macerası kısaca şöyle: F-35, 1990’lı yılların sonlarına doğru geliştirilmeye başlanmış, 2006 yılında ilk uçuşunu yapmış fakat meydana gelen teknik sorunlardan dolayı 2010’lu yılların yaklaşık yarısına kadar bir türlü seri üretime geçemeyen, teknolojinin son harikası fakat oldukça da nazlı bir savaş uçağı. Tek motorlu olmasına rağmen kullandığı F-135 motoru sayesinde çift motorlu uçaklarla hemen hemen aynı performansı sunan, radarda düşük görünürlüğe sahip, 5. Nesil “Derin Taarruz” yani bombardıman ağırlıklı bir “Multirole” (Çok Amaçlı) uçak. Bombardıman ağırlıklı diyoruz çünkü tasarımı ve yapılış amacı dolayısıyla safkan bir avcı uçağı kadar Hava-Hava görevleri konusunda yeterli değil. Görevi daha çok düşman topraklarının içine sızmak ve kritik kara hedeflerini vurmak olduğu için zaten böyle bir şeyde beklenmiyor. Ancak tabii ki gerekli olduğu durumlarda Hava-Hava görevlerini de icra edebiliyor. Özellikle son sürüm yazılım güncellemelerini edinen uçakların bu noktada çok iyi bir yol kat ettiği basına yansıyan haberler arasında.

Uçağın temelde 3 farklı versiyonu bulunuyor. İlk model olan F-35A’nın diğer F-35 modellerine göre farkı konvansiyonel iniş kalkış dediğimiz standart hava meydanlarına iniş kalkış gerçekleştirebilecek şekilde üretilmesidir. Ayrıca bu konfigürasyonda dahili 25mm’lik bir top da bulunmaktadır. Toplam 180 mermi kapasitelidir. 8 Ton dahili yakıt kapasitesine sahiptir. Yaklaşık 2200 km’lik bir menzile ve 1100 km’lik bir harekât yarıçapına sahiptir. Havadan yakıt ikmali gerçekleştirebilir. Bu işlem “Boom” operatörü olan tanker uçaklarda gerçekleştirilebilir. Özellikle F-16 ve muadili savaş uçaklarının yerini alması için geliştirilmiştir. Türkiye’nin yanı sıra ABD, İsrail, İtalya, Kanada, Norveç, Hollanda, Avustralya ve Danimarka’da bu versiyondan sipariş vermiş durumda. Bu versiyonun birim maliyeti 89 milyon Dolar civarında.

İkinci versiyon olan F-35B’nin ise diğer F-35 modellerine göre en büyük farkı dikey iniş kalkış dediğimiz standart hava meydanlarına iniş kalkış gerçekleştirebilmenin yanında helikopter gemisi gibi kısıtlı alana sahip pistlerden de iniş kalkış gerçekleştirebilmesidir. (Aslında tam olarak dikey iniş kalkış demek biraz yanlış, kısa kalkış dikey iniş daha doğru bir tabir lakin neticede dikey kalkış da yapabiliyor.) Egzoz yönlendirme teknolojisi sayesinde F-35B tıpkı bir helikopter gibi dikey iniş kalkış yapabilmektedir. Bu konfigürasyonda dahili bir top bulunmaz. Harici bir pod olarak 25mm’lik bir top takılabilir. Bu top Toplam 220 mermi kapasitelidir. 6 Ton dahili yakıt kapasitesine sahiptir. Yaklaşık 1700 km’lik bir menzile ve 830 km’lik bir harekât yarıçapına sahiptir. Havadan yakıt ikmalini “Probe and Drogue” yakıt ikmal yöntemi ile yapabilmektedir. Spesifik olarak AV-8B Harrier savaş uçaklarının yerini alması için geliştirilmiştir. Bunun yanında genel olarak F-35A ile aralarında aşırı fark olmadığı için F-35A’nın yerine geçeceği uçaklarında yerine geçebilir. Türkiye bu uçak için henüz resmi bir sipariş vermemiştir ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız (TCG-ANADOLU ve TCG-TRAKYA gemilerinde kullanmak üzere) toplam 32 adet F-35B alınmasını talep etmiştir. ABD Deniz Piyadeleri için, İngiltere ve İtalya ise donanma kuvvetleri için bu modelden sipariş etmişlerdir.

Temel versiyonlardan sonuncusu olan F-35C’ye gelecek olursak: F-35C’nin diğer modellerle arasında bulunan fark ise uçak gemilerine iniş kalkış yapabilecek şekilde dizayn edilmesi. Bu modelde yapısal olarak bazı farklar mevcut. Bunlardan en belirgin olanı F-35C’nin kanat alanının diğer F-35 versiyonlarına göre daha büyük olması. Bu sayede uçak katapult teknolojisi ile uçak gemilerinden kalkış yaparken büyük kanat alanı sayesinde düşük süratlerde dahi havada daha kolay tutunabiliyor. Uçak gemilerinde kullanılmak üzere özelleştirildiği için daha ergonomik şekilde tasarlanmış. Park halindeyken kanatları katlanabiliyor ve bu sayede daha az yer kaplıyor. Bu versiyonda da dahili bir top bulunmuyor. Harici bir pod olarak 25mm’lik top takılabiliyor. Bu topta Toplam 220 mermi kapasiteli. Uçak 9 Ton dahili yakıt kapasitesine, yaklaşık 2600 km’lik bir menzile ve 1100 km’lik bir harekât yarıçapına sahip. Spesifik olarak F/A-18 Hornet savaş uçaklarının yerini alması için geliştirildi. Bunun yanında tıpkı F-35B gibi, genel olarak F-35A ile aralarında aşırı fark olmadığı için F-35A’nın yerine geçeceği uçaklarında yerine geçebilir. Türkiye bu uçak için henüz resmi bir sipariş vermemiştir ve şuan için vermeyi de düşünmemektedir. Zaten bu model ülkemizin bir uçak gemisi olmadığı veya yapmadığı için şuan gerekli bir durumda da değildir. ABD Deniz Kuvvetleri haricinde şuan için resmi bir alıcısı yoktur.

Temel versiyonlardan sonra aslında bir nevi 4. Konfigürasyon olarak isimlendirebileceğimiz bir versiyon bulunmakta. F-35I Adir olarak isimlendirilen bu versiyon İsrail’in teslim aldığı ve kendine göre dizayn ettiği F-35A’lardan devşirme bir model. Genel olarak özellikleri F-35A ile birebir aynı. Spesifik özellik olarak en büyük fark ise elektronik harp kabiliyeti konusunda bulunuyor. F-35I Adir’in diğer F-35 modellerine göre fabrika çıkışından çok daha farklı bir elektronik harp kabiliyetinin bulunduğu tahmin ediliyor. Bu da tabi potansiyel olarak fabrika çıkışı F-35’lere oranla çok daha kaliteli, komplike ve güçlü bir elektronik harp kabiliyetinin olduğu anlamına geliyor. Bunun yanında İsrail ABD’nin İngiltere hariç kimseye vermediği kaynak koduna erişim imkanını da İsrail’e veriyor. Bu sayede İsrail kendi üretimi silahları ve teknolojileri de sorun yaşamadan F-35’lerde kullanabiliyor.

Ä°lgili resim

Bunlardan sonra pek bir esamesi okunmasa da son bir model daha var. Kanada’nın özel şartnamesine göre dizayn edilen ve CF-35 olarak isimlendirilen F-35’ler devşirilmiş olduğu F-35A’lardan farklı olarak paraşüt ve yakıt ikmali için B ve C modelinde kullanılan “Probe and Drogue” yakıt ikmal yöntemini kullanmaktadır. Bunun haricinde diğer F-35A’lardan bir farkı bulunmamaktadır.

Bu spesifik farkları bir kenara bırakırsak tüm versiyonlarda ortak olan sabit özelliklerde bulunuyor. Kısaca onlardan da bahsetmemiz gerekirse uçağın maksimum sürati 1.6 Mach yani saatte yaklaşık 1700 km’ye ulaşabiliyor. Yerden maksimum 50.000 feet yani yaklaşık 15 km yükseğe tırmanabiliyor. Maksimum kalkış ağırlığı 31 ton olarak belirtiliyor. 18 tona yakın ekstra yük taşıyabiliyor. Stealth kabiliyetine gerek olmadığı durumlarda maksimum 12 adet 250 kg’lik MK-82 bombası veya 6 adet 1 tonluk MK-84 bombası taşıyabiliyor. Bu yüklemelerle birlikte 2 adet Hava-Hava füzesi taşıyabiliyor. Uçağın sadece Hava-Hava görevi için yüklendiği bir senaryoda ise (yine stealth kabiliyetine gerek olmadığı durumlarda) maksimum 14 adet Hava-Hava füzesi taşıyabiliyor.

Ä°lgili resim

Tüm bunların dışında F-35’i F-35 yapan, “uçan bir bilgisayar” yakıştırmasını yapmamızı sağlayan özelliklerden bazıları ise şöyle:

– Her yönü ısı sensörleri ile dolu olduğu için uzak mesafelerden ateşlenmiş Balistik Füzeleri dahi tespit edebilir. Öyle ki Alaska’da yapılan bir testte 1000 KM uzaktan ateşlenen bir Balistik Füzeyi tespit edip ekranından izleyebilmiştir.

– Tespit ettiği bir hedefi bir başka uçağın veya bir başka geminin ekranına aktarabilir.

– Dost kuvvetlerden atılan bir Balistik Füzenin kontrolünü havadayken devralabilir ve füzeyi yönlendirebilir.

– Dost kuvvetlerden atılan bir Seyir Füzesinin kontrolünü havada devralabilir ve aynı şekilde bu füzeyi yönlendirebilir.

– Yazılımsal olarak aynı ağa bağlı olduğu bir Hava Savunma Sisteminin radar menzilini kendi radarına kullanarak artırabilir.

– Radarı çok gelişmiş olduğu için kendi tespit ettiği hedeflere başka bir uçaktan, gemiden veya herhangi bir başka unsurdan atış gerçekleştirebilir.

– Bu özellikleri ile bir Balistik Füzenin, bir Seyir füzesinin veya Gemisavar bir füzenin hedefini kendi tayin edip, hedefe kendi kilitlenip, bu kilidi o an ki diğer unsurlara veya doğrudan mühimmatlara aktarabilir.

– İnsansız Hava Araçları ve Silahlı İnsansız Hava Araçları ile muazzam bir uyum sağlayabilir ve bu unsurlarla bir F-16’ya veya bir başka uçağa göre çok daha etkili operasyonlar düzenleyebilir.

F-35 Network ile ilgili görsel sonucu

Kısaca “Ağ Merkezli Harp” dediğimiz kavramın içinde yer alan birçok özelliğe çok yüksek seviyede sahiptir.

F-35 pahalı bir uçak olmasına karşın günümüz dünyası için oldukça yeni teknolojiler içermekte, kullanıcısına müthiş imkanlar sağlamaktadır. Düşük görünürlük özelliği ile düşman radarları tarafından belli bir mesafeye kadar tespit edilememesi sayesinde sahibine düşman topraklarının içlerine sızma kabiliyeti kazandırıyor olması oldukça stratejik bir yetenektir. Aynı şekilde havada ki düşman uçaklarının da onu geç tespit etmesi ciddi anlamda fark yaratan bir özelliktir. Ağ merkezli harp kavramını tam anlamıyla kullanabilme kabiliyeti sayesinde kullanıcı hava kuvveti için tam anlamıyla bir kuvvet çarpanı vasfı taşımaktadır.

Peki bu uçağın hiç mi dezavantajı yoktur? En az getirisi kadar götürüsü de vardır. Kısaca ALIS olarak isimlendirilen bir yazılım sayesinde F-35 ABD’ye %100 oranda bağımlı bir uçaktır. Bu sistem hakkında yazmış olduğumuz “F-35’in karanlık yüzü: ALIS” başlıklı yazımızı okumadıysanız okumanızı şiddetle tavsiye ederiz. Daha fazla uzatmamak adına ve okumak için vakti olmayanlar adına kısaca özet geçecek olursak sistemin amacı çeşitli kaynaklarda F-35 savaş uçaklarının harbe hazır halde kalmalarını sağlayacak, gerekli lojistik hattın ve yedek parça temininin dünya geneline yayılmış bir internet ağı ile otonom şekilde oluşturulmasını sağlamak olarak anlatılıyor. Bu süslü anlatım her ne kadar kulağa hoş gelse de esasen bu sistem uçağı tamamen ABD’ye bağımlı hale getiriyor ve ABD’nin çıkarlarına ters bir amaçla kullanılma imkanını oldukça düşürüyor.

ALIS, uçak henüz yere inmeden yani daha havadayken uçakta değişmesi gereken bir parçanın veya aksamın olup olmadığını kontrol eder ve eğer böyle bir durum varsa o parçayı veya aksamı tespit edip değiştirilmesi gerektiğini yerde ki kontrolör sistemlere aktarır. Bununla beraber aynı bilgileri ABD’de ki bilgi sistemlerine de gönderir. Yani ABD anlık olarak uçakta değişmesi gereken parçadan haberdar olmuş olur. Bu kulağa hoş gelmese bile yine de çok kafaya takılacak bir mesele gibi durmuyor olabilir. Ki ALIS’in yapabileceklerinin yanında bu zaten hiçbir şeydir. ALIS bu özelliği ile ülkelerin ABD’ye bağımlı kalmadan yedek parça üretmesinin ve stoklamasının da önüne geçmektedir. Zira parça ihtiyacı olduğu anda ALIS üretici firma Lockheed Martin ile otomatik olarak iletişime geçmekte ve yedek parça talebinde bulunmaktadır. Bu parça kullanıcı ülkede üretebilecek bir parça olmasına karşın ALIS sayesinde parçanın ABD’den ithal edilmesine mecbur kalınacaktır. Buna da bağlı olarak ülkelerin envanterinde bulunan yedek parça veya yedek aksam sayıları gerçek zamanlı olarak yani an be an ABD tarafından bilinecektir.

ALIS’in sebep olabilecekleri bunlarla da sınırlı kalmamaktadır. Ne zaman hangi parçanın değişmesi gerektiğini bilen ALIS, bu sayede farklı ülkelerin envanterinde bulunan F-35 savaş uçaklarının harbe hazırlık oranını da otomatik olarak öğrenmekte ve bu bilgileri anında ABD’ye göndermektedir. ALIS resmiyette bunları yapabilecekken gayri resmi olarak ise daha birçok şeyi yapabilmektedir.

İşte tüm bu dezavantajlarına rağmen ne ülkemiz yetkililerinin ne de biz araştırmacıların kolay kolay bu uçaktan vazgeçememesinin sebebi yukarıda anlattığımız özelliklerdir. Yazımızın sonuna gelirken, yeni nesil savaş uçağımız F-35’lerin sorunsuz, kazasız ve belasız teslim alınıp vatan semalarımızda güvenle görev icra etmesini diliyor, ülkemiz adına hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyoruz.


Yazar: Abdullah Bekci     Kaynak: SavunmaSanayiST.com

3 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here