Türkiye’nin milli muharip uçak projesi TF-X hazır olana kadar ki ara dönemde uçak alımına ihtiyacı olacak mı? Hava savunma sistemleri ile bu ihtiyaçlar giderilebilir mi? Satın alınacak F-35 sayısı kaç adet olmalı? S400 ile Türkiye nasıl kabiliyetler kazanacak? ve benzeri birçok soruya bugüne kadar bilgimiz dâhilinde detaylıca cevap vermeye çalışmıştık.

Bugün ise yine bu sorularla ve cevaplarla bağlantılı olarak şahsi fikirlerimizden bahsedeceğiz. Öncelikle okumadıysanız veya tekrar okumak isterseniz, Türk Hava Kuvvetleri’nin muharip alanda ki ihtiyaçlarına binaen yazdığımız makalemizi buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

Yine konuyla alakalı olarak Türkiye’nin F-35 savaş uçakları alım sayısını analiz ettiğimiz makalemiz için de buraya tıklayabilirsiniz.

Ek olarak TSK ve Savunma Bakanlığının Rus yapımı savaş uçaklarının neden tercih etmediğini bilmiyorsanız veya bilgilerinizi tazelemek istiyorsanız buraya tıklayarak konuyla alakalı makalemizi okuyabilirsiniz.

S400 hakkında detaylı bilgiler için ise buraya tıklayarak ilgili makalemizi okuyabilirsiniz.

Ve son olarak bu yazımızda neyi neye göre düşündüğümüzü daha rahat anlamak için “Türkiye için gerçek tehdit kim?” başlıklı makalemizi okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Evet, öncesinde birbiri ile oldukça bağlantılı bu makalelerimizi okumadıysanız okumanızı tavsiye ettikten sonra yine o makalelerle bağlantılı olacak yeni makalemize başlayabiliriz.

“Türkiye kaç batarya S400 almalı ve bu S400’ler nereye yerleştirilmeli?”

Konunun hemen başında bunların şahsi fikirler olduğunu, dolayısıyla ona göre bir değerlendirme ile okunması gerektiğini hatırlatmak isterim. Bununla beraber yazıyı sonuna kadar okumanızı da tavsiye ederim.

Öncelikle elimizde ki son bilgilere göre S400 teslimatları konusunda bir açıklama yapalım. Türkiye Rusya ile toplam 2,5 milyar dolar değerinde 1 sistem S400 hava savunma sistemi satın alma konusunda anlaşmaya vardı. Hatta kaporalar ödendi ve ilk teslimatların 2019 yılı içerisinde başlayacağı duyuruldu. Fakat ana akım medya ve sosyal medyada sıkça gündem olması hasebiyle bilen-bilmeyen, duyan-duymayan, ilgili-ilgisiz herkes tarafından bir şeyler yazılıp çizildiği için birbirine çok karışan, adeta arap saçına dönen birkaç terim söz konusu. “Batarya, Filo, Tabur, Bölük, Ünite” vs. olmak üzere kavramlar birbirinin çok içine geçmiş durumda. Uzmanlarında net olarak bu terimlerde bir uzlaşmaya vardığını söylemek zor. O yüzden biz kendimizin beğendiği ve seçtiği “Batarya” kelimesi üzerinden anlatımımıza devam edeceğiz. Bu kelimenin içeriği 8-12 arasında füze atıcı araç (lançer), radar, komuta kontrol aracı ve de diğer çeşitli destek araçlarından oluşuyor. Türkiye bu hesaba göre 1 sistem içerisinde toplam 4 bataryaya sahip olmuş olacak. Her bir batarya farklı bir bölgeye konuşlanabiliyor. Farklı menzillerden karma olarak toplam 128 adedi kesin + sayısı belli olmayan yedek füze alınacak.

4 farklı noktaya yerleştirilebilecek S400 hava savunma sistemi sayesinde ülkemiz bu konuda şuan sahip olmadığı bir kabiliyete sahip olacak. Yalnız bu alanda yeterli seviyede başka kabiliyeti yani başka silahı olmayan ülkemiz için bu 4 bataryadan oluşan sistem ülkemizin ihtiyacı olan korumayı sağlamaya yetmeyecektir. Bunun için görüşlerimizden birisi batarya sayısının 2 katına yani 8’e çıkarılmasıdır. 8 adet batarya sayesinde ülkemizin kritik noktalarının birçoğunun hava sahası kontrolümüzde olabilecektir. Tabi birde bu sistemlerin durumsal farkındalığını ve dolayısıyla kabiliyetini artıracak ekstra radarlar ve öz savunmasını sağlayacak Pantsir gibi sistemlerde imkanı varsa alınmalıdır.

“Peki, 8 adet batarya hangi bölgelere yerleştirilmelidir?”

İlk olarak bu sistemlerin Rusya’dan alındığını ve aldığımız sistemlerin ihraç modeli olduğunu hatırlamak gerekir. İhraç modeli demek alınacak teknolojinin aslına göre biraz daha özellikleri kısılmış (örneğin elektronik harbe karşı daha zayıf, radar menzili daha kısa, hassasiyeti daha az) versiyonu demektir. Bu yüzden doğal olarak Rusya’dan aldığımız bir sistemi Rusya’ya karşı efektif şekilde kullanamayacağımız gayet açıktır. Bundan dolayı bataryaların Karadeniz bölgesinde bir noktaya konuşlandırılması hususu stratejik olarak mantıksızdır.

Öte yandan Karadeniz’deki diğer komşularımızdan biri olan Ukrayna ile de bu sistemleri kullanmamızı gerektirecek bir çatışmaya gireceğimize kesinlikle ihtimal vermiyoruz. Ha keza Karadeniz’e sınırı olan diğer devletlerle de bu sistemleri kullanmamızı gerektirecek bir çatışmaya ihtimal vermiyoruz. Fakat olurda bu ihtimal vermediğimiz senaryolar gerçekleşirse de, havada yaşanacak bir karşılaşmada Hava Kuvvetlerimiz zaten görevini fazlasıyla yapacaktır.

Buna ek olarak diğer sınır bölgelerine baktığımızda ise Gürcistan, Ermenistan, İran, Irak ve Suriye ile karşılaşıyoruz. S400 hava savunma sistemş aynı şekilde bu ülkelere karşı da adeta lüks kaçacaktır. Hava Kuvvetlerimiz yaşanacak bir çatışma/savaşta bu ülkelerin hava güçlerine zaten kök söktürecektir. Dolayısıyla bu bölgelerimize yerleştirmek de stratejik açıdan mantıklı olmayacaktır.

Yazımızın başında okumanızı tavsiye ettiğimiz içerikler arasında Türkiye için potansiyel tehdit ülkeleri analiz ettiğimiz bir makalede bulunuyordu. İşte bu makaleye de paralel olarak söyleyebiliriz ki ülkemiz için gerçek tehdit Yunanistan, Mısır ve İsrail’dir. Dolayısıyla S400’leri bu ülkelere karşı kullanmak çok daha mantıklıdır. Hele hele Akdeniz’de yaklaşık 100 km derinlikte fazladan kaplama yapma imkanı varken bu sistemleri tutup Ermenistan’a ya da Suriye’ye karşı kullanmaya çalışmanın bir anlamı olmayacağında zannediyorum herkes hemfikirdir.

O zaman gelin bu sistemleri nasıl bir konuşlandırma planı ile dağıtırsak tehditlere karşı gerekli önlemi almış oluruz bunu irdelemeye başlayalım.

1) Ankara – Mürted (Akıncı) Meydanı:
Daha öncede ilgili makamlar tarafından 1 bataryalık sistemin Ankara’da bulunan Mürted meydanına yerleştirileceği ve başkent Ankara’nın bu şekilde korunacağı açıklanmıştı. Elde yerleştirecek 8 batarya olduğu bir senaryoda bu yerleşime herhangi bir itirazımız bulunmuyor.

2) Tekirdağ – Çorlu Meydanı:
En büyük şehrimiz İstanbul’un ve Marmara bölgesinin hava hakimiyetini muhafaza etmek için Çorlu meydanı kesinlikle tercih edilmesi gereken noktalardan bir tanesi. Üstelik Yunanistan sınırına yakın olmasından dolayı Yunanistan tarafından gelebilecek tehditlere karşı da sınır güvenliğimizi sağlayabilir.

3) Çanakkale – Çanakkale Havalimanı:
Kuzey Ege bölgemizde yer alan ve sayıları 3’ü bulan Yunan hava üslerinden kalkacak savaş uçaklarına karşı erken müdahale şansımız olması açısından buraya da bir batarya S400 yerleştirebiliriz. Bu sayede Yunan savaş uçakları bölgede devamlı suretle tedirgin olarak uçuş icra edecektir.

4) İzmir – Çiğli 2. Ana Jet Üssü:
250 km’lik füze menzili ile Ege denizini boydan boya kaplayan S400’lerden bir batarya bu üsse konuşlandırıldığı takdirde Yunanistan’ın Ege üzerinde yaptığı hareketlere önemli ölçüde kısıtlama gelecektir. Çiğli üssüne yerleştirilen bir batarya S400 ile neredeyse Yunanistan’ın başkenti Atina üzerinde uçan hava araçlarına bile müdahale edecek seviyeye gelebiliriz.

5) Muğla – Milas Meydanı:
Güney Ege bölgesinden gelebilecek hava tehditlerine karşı bu meydana yerleştirilecek bir batarya S400 sistemi sayesinde özellikle Girit adasına bulunan üslerden ve Santorini adasında bulunan hava meydanından gelebilecek tehditlere karşı gerekli önlemi alabiliriz.

6) Muğla – Dalaman Meydanı:
En önemli yedek meydanlarımızdan biri olan Dalaman meydanımız bulunduğu konum itibariyle bir batarya S400 ile takviye edildiği takdirde Batı Akdeniz ve Güney Ege denizinde bize çok iyi bir atış desteği ve koruma sağlayacaktır.

7) Hatay – İskenderun:
Özellikle Suriye’den bir tehdit beklemesek de İsrail’den gelebilecek tehditlere karşı Hatay ilimizde bulunan İskenderun ilçesine yerleştirilecek bir batarya S400 ile Doğu Akdeniz bölgemizde ki hava hakimiyetini iyiden iyiye kontrol altına alabiliriz.

8) Kıbrıs – Ercan Havalimanı:
Kıbrıs adasının önemini ve stratejik değerini, şöyle bir haritayı açıp bakarsanız, bu konulardan hiç anlamıyor bile olsanız tahmin edebilirsiniz. Akdeniz üzerinde çok hakim bir noktada bulunan Kıbrıs adasına yerleştirdiğimiz takdirde diğer bataryalarla birlikte Akdeniz sınırlarımızı tamamen kontrol altına almış oluyoruz.

Bu şekilde bir yerleştirme planı uyguladığımız takdirde elde edeceğimiz koruma kalkanının harita üzerinde gösterimi yukarıda ki resimde ki gibi olacaktır.

8) (Alternatif) Mersin – Anamur:
Burada politik açıdan itiraz gelmesine karşın Kıbrıs adasına bir şekilde bu sistemlerden yerleştiremediğimiz bir senaryo düşünecek olursak o zamanda bir alternatif sunabiliriz. Diğer konuşlanma yerleri değişmeyecek şekilde yalnızca Kıbrıs’ta ki bataryayı alıp Mersin’e koyarak Kıbrıs’ta ki kadar olmasa da yine iyi seviyede bir kaplama elde edebiliriz. Bu defa da kaplama seviyesi aşağıdaki gibi olacaktır.

Genel olarak yerleşim düzenine baktığımızda ise 2 adet bataryanın en büyük iki şehir ve çevresini korumakla yükümlü olduğunu, 3 bataryanın Ege denizinde mutlak bir hakimiyet kurmak için Ege kıyılarına yerleştirilmiş olduğunu, kalan 3 bataryanın ise benzer şekilde Akdeniz’de bir hava hakimiyeti kurmak için Akdeniz kıyılarına yerleştirilmiş olduğunu göreceğiz.

İşte şahsi fikirlerimize göre S400’lerden maksimum verim alabileceğimiz yerleştirme şekli böyle.

Şimdi de akıllara gelmesi muhtemel birkaç soruyu da cevaplandıralım ve fikir beyanımızı nihayete erdirelim.

“Neden yalnızca Batı ve Akdeniz düşünüldü?”

Bunun sebebini yukarıda açıkladık. Tekrar bir özet geçecek olursak: Rus yapımı bir savunma sistemini Rusya’ya karşı etkili olarak kullanamayız. Bunun yanında Doğu, Güneydoğu ve Karadeniz bölgelerinde de bu sistemleri kullanmaya değecek bir hava gücü tehdidi bulunmamakta. Olası bir tehdide karşı Hava Kuvvetlerimiz zaten gerekli müdahaleler için hazır durumda. Bu sebeplerden ötürü en büyük tehditlerin olduğu bölgelere yerleştirmeyi uygun gördük.

“Sistemleri bu kadar sınırlara yerleştirmek sistemi açık hedef haline getirmez mi?

Eğer bu sistemlerin yanına Korkut, Hisar-A/O ve alımını tavsiye ettiğim Pantisr gibi sistemler koymazsanız evet bu yerleşimde S400’ler alenen bir hedef olur. Ama S400’lere gelebilecek tehditlere karşı iyiden iyiye bir koruma da sağlarsak bu sistemler o zaman tam bir ölüm makinesi olur.

Bunun dışında eğer hala şüpheniz varsa yine de çok uçlarda diye düşünüyorsanız o konuda da sizi şöyle rahatlatabilirim: “Korkanın çocuğu olmaz”. Sistemi koruyamayacağımızı düşünüyorsak nereye yerleştirdiğimizin de zaten fazla bir anlamı yok. Diyelim ki Çiğli üssüne değil de 150 km geriye yerleştirdik. O zamanda otomatik olarak vuruş menzilimizi 150 km geri çekmiş oluyoruz. Bu sefer de sistem bizim için adam akıllı bir koruma sağlamamış oluyor. Örneğin Yunanistan’a ait Scalp-EG seyir füzeleri ile sınırlara yakın yerleştirilen bu sistemlerin radarının vurulması düşünülebilir. Fakat 350 km’yi aşkın menzile sahip oldukları değerlendirilen Scalp-EG füzeleri için S400’leri geri kaçırmanın çok bir anlamı olmaz. Netice itibariyle biz sistemi geri çektikçe Yunan savaş uçakları da daha yakına gelip bu füzeleri ateşleme imkanı bulacaktır. Konu bu kadar basit yani…

İyi korunduktan sonra yani öz savunması yeterli seviyede olduktan sonra sistemler gayet yüksek performansla görevlerini ifa edebilirler.

pantsir ile ilgili görsel sonucu

“8 batarya sistemi ülke geneline dağıtsak daha faydalı olmaz mı?”

S400 sistemi her ne kadar “Hava ve Füze Savunma Sistemi” olarak lanse edilse de radar ağına entegre edilemeyeceği için füze vurma kabiliyetini kullanması çok zor bir ihtimaldir. Buna rağmen hava soluyan hedefler dediğimiz uçak, helikopter, iha vs. gibi unsurlara karşı etkisi çok fazla düşmemektedir. Bizde bunu göze alarak bu tür unsurlarla bize tehdit oluşturabilecek ülkelere karşı erken müdahale için bu şekilde bir yerleşim planı düşündük. (Bu açıklamadan sonra İstanbul ve Ankara’ya yerleştirilen sistemlerin mantığını sorgulamış olabilirsiniz. Bu iki ilimiz ülkemizin en kritik iki ili olduğu için biraz “ya tutarsa?” mantığı ile biraz da bu iki ilimize yaklaşmayı başarabilen bir uçan unsur olursa mantığıyla bu illerimizi koruyacak şekilde yerleştirilmiştir.)

“Sınırlarımızı korumak için yapılan yerleşimi anladım fakat yine de sistemleri Atina üzerini gözetleyecek kadar dışarıya dönük yerleştirmenizin sebebi nedir?”

Bunun sebebi düşmana önde baskı yapmaktır. Varsayalım ki sistemleri yine sınırlarımızı koruyacak şekilde ama daha içeri yerleştirdik. Mantık olarak baktığımızda bize karşı gelen tehlikeleri olabildiğince uzak mesafelerde karşılamamız gerekir. İçeriye dönük yerleştirilen sistemler evet topraklarımız üzerine yer alan hava sahasını korur ancak bu sahanın sınırına yani dolaylı yoldan ülkemizin sınırına kadar yaklaşan tehlikelere müdahale etme mesafemiz oldukça kısalmış olur. Bu yüzden sistemler dışarıya dönük yani kapsama alanları ülke sınırlarının çok ilerisini kapsayacak şekilde yerleştirilmiştir.

İlk anda aklınıza gelmesi muhtemel olacak soruları bunlar olarak değerlendirdik. Harici olarak sorularınız varsa yorum kısmında belirtebilirsiniz. Umarız ülkemiz için her zaman en iyi savunma şeklini seçer ve uygularız.


Yazar: Abdullah Bekci     Kaynak: SavunmaSanayiST.com

1 YORUM

  1. Benim fikrim Ruslardan ölüm makinesi gibi gaddar bir silah değil de kaliteli bir hava savunma silahı alıyoruz demek doğru olur. 2 sistem gerçekten Türkye’nin barışı korumak için yeterli. Türkiye’nin doğusuna da Siper olarak Hisar A Hisar O ve Hisar U karması koruyabilir. Bu arada Aselsanın Korkutu da düşman mevzilerini döverken seyir füzelerinden kendini koruyan ürkütücü bir silah olarak bol miktarda M113 lerden dönüştürülmesi diğer bir fikrim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here