Pek üzerine konuşulan, tartışılan bir konu değil. “Türk Hava Kuvvetleri – Muharip İhtiyaç Analizi” başlıklı yazımda muharip alanla ilgili söz konusu eksiklerden bahsetmiştim. O yazımızda dile getirdiğimiz konular bu yazımıza göre nispeten daha çok bilinen ve konuşulan, tartışılan konulardan oluşuyordu. Şuan da üzerinde konuşacağımız konuyu ise maalesef fazla dile getiren görmediğimizi söyleyebiliriz. Hatta hiç görmedik desek bile yanlış olmaz.

Türk Hava Kuvvetleri bugün anavatan savunması için iyi seviyede bir radar ağına sahip. Havadan ve Karadan kullanılan radar sistemleri sayesinde ortalama bir radar kesit alanına sahip her türlü hava aracını yeterli mesafelerden tespit edebilmekte. Edindiğimiz bilgilere göre Tespit, Teşhis ve Takip etme konusunda bir eksiğimiz yok gibi görünüyor. Ancak radar kaplaması bu kadar iyi seviyede olmasına karşın; Tespit, Teşhis ve Takibin yanında bir dördüncü başlık olarak “Angaje”nin iyi seviyede olduğunu söylemek zor. An itibariyle hava savunmamızın ve vurucu gücümüzün bel kemiğini aynı anda F-16 savaş uçaklarımız oluşturuyor. F-16 uçaklarımız birkaç sene önce oldukça kapsamlı bir modernizasyondan geçti ve kabiliyetleri eskiye göre muazzam ölçüde artırıldı. Şuanda 29’u oldukça yeni toplam 202 adet iyi sayılacak seviyede modernizasyonlu F-16 uçağına sahibiz. Geriye kalan 36 adet F-16 uçağının da kısmı seviyede modernize edildiği söylenegelmekte. Bunlar her ne kadar güzel gelişmeler olsa da maalesef her yanı ateş çemberi olan ve daimi suretle tehditlere maruz kalan ülkemiz için yeterli değil. Bunun sebebi platformun yetersiz kalmasının yanı sıra platformda kullanılan mühimmatın da yetersiz olması.

Ä°lgili resim

Şuanda Hava Kuvvetlerimiz envanterinde Hava-Hava angajmanı için bulundurulan mühimmatlar kısa menzilli AIM-9 Sidewinder ailesine mensup füzeler ve orta menzilli AIM-120 Amraam ailesine mensup füzelerden oluşuyor.

Aim-9 ısıya duyarlı bir füze. Hedef aldığı unsurun yaydığı ısıya göre kendini güdülüyor. Envanterde L, M, X gibi farklı modelleri bulunuyor. Genel olarak menzilleri ise 15 ila 25 km olarak belirtiliyor. En son model olanların ise menzillerinin 35 km’ye kadar çıkabildiği söyleniyor.

aim-9x ile ilgili görsel sonucu

Aim-120 ise aktif radar güdümlü bir füze. Hedefine giderken fırlatıldığı unsurun radarından gelen bilgiler eşliğinde yönünü buluyor. Belli bir mesafeden sonra ise kendi radarını kullanıyor ve bu şekilde hedefini buluyor. Isı güdümlü füze mantığından farklı olarak hedefini kovalamak yerine dışarıdan aldığı verileri işleyerek tahmini bir rota çiziyor ve bu rotaya göre doğrudan hedefiyle buluşacağı noktaya uçuyor. Envanterde B ve C7 olmak üzere iki farklı modeli bulunuyor. B modelinin yaklaşık 55 km menzile sahip olduğu, C7 modelinin ise 70 km menzile sahip olduğu söyleniyor. Tabi bunlar maksimum menzilleri olduğu için aslında dikkat edilmesi gerekenler etkili menzilleri. Bu verileri de füzenin maksimum menziline bakıp etki alanına göre sayıyı düşürerek ulaşabiliriz. Örneğin Aim-9X füzesinin etkili menzili 18 km’dir. Aim-120C7 Amraam füzelerinin etkili menzili 50 km olarak belirtilmektedir. Yani 50 km veya daha az bir mesafeden fırlatıldığı takdirde hedef aldığı unsur kaçamayacak, füze hedefini çok yüksek ihtimalle vuracaktır. Aynısı Aim-9X füzesi içinde geçerlidir. 18 km veya daha az mesafeden atıldığı takdirde hedefini ıskalaması veya hedefin kaçmayı başarması çok çok zordur. Buna No-Escape Zone (Kurtuluşu olmayan alan) da denilmektedir.

aim-120 amraam ile ilgili görsel sonucu

Bu bilgilere bakarak şu yorumu yapmak zannediyorum yanlış olmayacaktır: “Türk Hava Kuvvetleri bugün envanterinde ki mühimmatlar sayesinde yaklaşık 50 km gibi bir mesafeden düşman hava araçlarına avlayabilmektedir. “

Baktığımız zaman kulağa hoş geliyor. Ancak işin teknik yönünü hesaba katıp detay senaryolar düşünmeye başladığımızda işte yazımızın asıl konusuna erişiyoruz. 50 km etkili menzil bizim için yeterli mi?

Şahsi kanaatim bunun kesinlikle ve kesinlikle yetersiz olduğu yönünde. Yukarıda da belirttiğim gibi radar kapasitemiz iyi durumda olabilir lakin gördüğümüzü vuramadıktan sonra daha doğrusu vurmamız için dibimize kadar gelmesini bekledikten sonra iş işten geçmiş olabilir. Bu sorunu pratik bir şekilde S400 ile çözebiliriz lakin bunun için S400’ün konuşlanacağı bölgeyi iyi şekilde düşünmemiz lazım. Üstelik S400 her ne kadar mobil bir sistem olsa da bir bölgeye konuşlanmak üzerine bir mantığa sahip olduğu için sorunumuz yalnızca belli bir bölge için çözülür. Her bölge için bir çözüm geliştireceksek bu da ya oldukça maliyetli olan S400 gibi hava savunma sistemlerinin sayısını artırmakla çözülebilir ya da savaş uçaklarında kullanılan mühimmatların menzilini artırmakla çözülebilir.

S400 ile ilgili görsel sonucu

Bu açıdan düşündüğümüzde yalnızca hava savunma sistemi ile sorunumuzu tam olarak çözemeyeceğimizi gördük sanırım. Bu durumda elimizde kalıyor iki seçenek. Birincisi dışarıdan hazır alımlarla daha uzun menzilli füzeler almak, ikincisi daha uzun menzilli füzeleri yerli imkânlarla geliştirmek. İkinci seçenekten söze başlamak istiyorum. Şuanda Göktuğ ismini verdiğimiz bir proje üzerinde zaten çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bu proje kapsamında yukarıda özelliklerinden kısaca bahsettiğim Aim-9 ve Aim-120 füzelerinin muadillerini geliştiriyoruz. Gökdoğan ve Bozdoğan isimleri verilen füzelerimizin menzil bilgisi henüz açıklanmadı ancak envanterdeki muadillerinden çok farklı olması beklenmiyor. Gökdoğan Aim-9 füzesinin, Bozdoğan ise Aim-120 füzesinin muadili. Bu füzelerimizi F-16’larda ve bir ihtimal F-35’lerde kullanabileceğiz. Peki, genel olarak özelliklerini muadilleri ile benzer şekilde beklediğimiz yerli ve milli hava-hava füzelerimiz makalemizin konusunu oluşturan eksikliği gidermeye yeterli midir? Aslında cevap soruda gizli, şayet bu füzelerimizin etkili menzilleri ABD yapımı muadilleri ile hemen hemen aynı ise maalesef bu da sorunumuzu çözmez. Buna ek olarak farklı projeler veya aynı proje üzerinde yapılacak değişiklikler ile daha uzun menzilli füzelerin geliştirilmesi düşünülebilir lakin burada da bir başka parametre olarak “zaman” kavramı devreye giriyor. Eğer projenin hesaplanan nihayete erme zamanı kabul edilebilir sürede ise hazır alım seçeneğini doğrudan eleyebilir ve kendi uzun menzilli hava-hava füzemizi kendimiz yapabiliriz. Fakat eğer kendimiz yapana kadar geçecek süre zarfı makul seviyenin üstünde ise yerli üretim yapma planlarımızda bizim için eksiği gideremeyecektir. Bu durumda en son seçenek olarak hazır alıma talim olmak durumundayız.

Dikkat ettiyseniz her türlü argümanın pozitif ve negatif olasılıklarına göre konuşmaya çalışıyoruz. Burada bir dipnot olarak şunu açıklama gereği görüyorum: Yerli ve Milli üretim her zaman desteklenmeli ve projelerden vazgeçilmemelidir. Tabi bunun yanında nasıl S400 alımını aciliyet arz eden bir durum olarak yorumlayıp buna göre bir tedarik planlamışsak, yine aciliyet arz eden diğer ihtiyaçlarımız içinde yerli ve milli projelerin yanında işimizi görmesi, eksiğimizi gidermesi için hazır alımlardan da fazla çekinmemeliyiz. Neticede sürekli almaktan değil işimizi görecek kadar almaktan bahsediyoruz.

Bu açıklamayı da yaptıktan sonra diğer seçenekler gerçekleşmediği takdirde önümüzde kalan tek seçenek olan “Hazır Alım” seçeneği hakkında konuşalım. Burada da konuyu ikiye bölmek gerekiyor. Elde ki platformlara göre mi hazır alım gerçekleştirmek lazım? Yoksa piyasada ki en iyi ürünü temin edip bunun yanında bu ürünü kullanacak platform mu tedarik etmek lazım?

Şuan hava muharebesinde bel kemiğimiz F-16’dan oluşuyor demiştik. Bu yüzden öncelikle F-16 uçaklarının kullanabildiği hazır alım imkânımız olan hava-hava füzelerine bakalım. Aslında çok fazla bakacak füze yok. Aim-120 Amraam füzelerinin modellerine bakmamız yeterli. Zira alıp şak diye F-16’da kullanacak yani F-16’ya uyumlu başka orta-uzun menzilli füze piyasada bulunmuyor. Bu durumda Amraam füzesinin modellerine bakmamız gerekiyor. Şuanda envanterde 2 modeli var, bunlar B ve C7 modeli dedik. B modeli zaten eski model olduğu ve kıstaslarımıza uymadığı için kafadan eleyebiliriz. Bunun yanında her ne kadar B modeline göre gelişmiş olsa da, C7 modeli de özellikle menzil açısından isterlerimizi karşılamaktan uzak kalıyor. Dolayısıyla bizim daha gelişmiş modellerine bakmamız lazım ki tam burada Aim-120D Amraam füzesini düşünebiliriz. Aim-120D’nin menzilinin kaynaklarda 180 km olduğu belirtiliyor. Bu da No-Escape Zone’ın 100-120 km aralığında olduğuna dair bize fikir verebilir. Aslında baktığımız zaman tam aradığımız füze bu diyebiliriz. Fakat tabii ki “Evet ihtiyacımızı tespit ettik, nasıl gidereceğimizi tespit ettik, hadi davranalım” gibi bir durum söz konusu değil. Bunun birincil sebebi füzenin henüz operasyonel olup olmadığı konusunda net bir bilgi bulunmuyor. Yani füze henüz tam anlamıyla seri üretime girmiş, tam anlamıyla kullanıma hazır değil. Ve pek tabii ki kullanıma hazır olsa dahi çok sevgili müttefikimiz(!) ABD’nin bize bunu satmaya kolayca yanaşmayacağı da açık. Netice itibariyle oldukça önemli bir kabiliyeti kolayca bize teslim etmek istemeyeceklerdir. Türkiye bugün ortağı olduğu bir projede dahi inanılması güç engellemelere ve tehditlere maruz kalıyor. Bu sebeple ABD’den ürün temini seçeneğini rafa kaldırmakta bir beis görmüyorum.

Ä°lgili resim

Peki, eksiği nasıl gidereceğiz?

Bu aşamadan sonra eksiği gidermenin tek yolu farklı platformlardan atılan ürünlerden temin etmek. “İhtiyaç Analizleri” serimizin ilk yazısı olan “Türk Hava Kuvvetleri – Muharip İhtiyaç Analizi” yazısında belirttiğim gibi bana göre ülkemizin kesinlikle F-35’in yanında Milli Muharip Uçak TF-X operasyonel hale gelene kadar Hava-Hava görevleri için başka bir platforma ihtiyacı var. Bu platformun da ABD dışı olması gerekmekle birlikte NATO / Avrupa içi olması bizim için altın değerinde olan “zaman” kavramı açısından daha evla. Buna dayanarak şimdi ABD üretimi olmayan fakat NATO / Avrupa uçakları ile uyumlu mühimmatları inceleyebiliriz.

Şuanda bu bahsedeceğimiz mühimmatların elimizde ki savaş uçaklarında kullanılması söz konusu değil. Bunun sebebi bu uçakların görev bilgisayarlarına bu mühimmatların yazılımsal olarak tanıtılmaması yani entegrasyonunun yapılmamış olması. Yukarıda da söylemiş olduğum üzere şuan elimizde ki F-16’lara Aim-120 Amraam haricinde orta/uzun menzilli mühimmat takamıyoruz. Dolayısıyla devamlı suretle dile getirdiğim muharip uçak ihtiyacı” konusunu elemine etsek bile şuan üzerinde konuştuğumuz konu hasebiyle de ABD üretimi olmayan fakat NATO’ya uyumlu, Avrupa üretimi olan bir uçağı tedarik etmemiz gerekebilir.

Ä°lgili resim

Bu uçaklarda kullanılacak mühimmatlara baktığımız zamanda orta/uzun menzil kategorisinde iki farklı füzenin olduğunu görüyoruz. Bunlardan bir tanesi Fransa menşeili MICA isimli füze. Mica füzesi hem Radar Güdümlü hem de Isı güdümlü olmak üzere 2 farklı model olarak bulunuyor. MICA RF Aktif Radar güdümlü, MICA IR ise Isı Güdümlü. Her iki modelinde etkili menzili kaynaklarda 60 km olarak ifade ediliyor. Bu füzeler Fransa yapımı uçaklarda kullanılabiliyor.

İsterlerimizi karşılayacak olan, aslında bizimde gönlümüzde ki sultan olan bir diğer alternatif Avrupa Konsorsiyumu üretimi Meteor füzesi. Avrupa ülkelerinin üretimi yeni nesil tüm savaş uçaklarından kullanılabilen, Aktif Radar Güdümlü ve 100+ km’lik etkili menzile sahip olan Meteor füzesi bize göre şuan Türk Hava Kuvvetlerinin tam olarak ihtiyaç duyduğu mühimmat konumunda yer alıyor. Başlarda da bahsettiğimiz üzere şuan Türk Hava Kuvvetleri kullandığı muharip jetlerden en fazla 50 km etkili (maksimum 70 km) menzile sahip füzeleri envanterinde bulunduruyor. Bu menzilin bir anda yaklaşık 2 katına kadar artması Türk Hava Kuvvetlerinin Hava-Hava konusunda vuruş gücünü çok yüksek bir oranda artıracaktır.

meteor missile ile ilgili görsel sonucu

Peki bu füzeye nasıl sahip olabiliriz?

Bu füzeye sahip olmamızın 2 yolu var. Ya bu füzeleri kullanabileceğimiz platformlardan yani Avrupa üretimi uçaklardan satın alacağız ve beraberinde bu mühimmatı da sipariş edeceğiz. Ya da F-16’larımıza bu füzeleri entegre etmenin bir yolunu bulacağız.

Birinci seçenek aslında ilk bakışta biraz abartılı ve saçma gibi durabilir. Yani sırf mühimmat için uçak mı alınır diyebilirsiniz ki haksız değilsiniz. Bu seçenek “Türk Hava Kuvvetleri – Muharip İhtiyaç Analizi” başlıklı yazımızla doğru orantılı olarak atılacak bir adım. Fakat yine de şunu yazayım: bana göre meteor füzesi kabiliyeti sayesinde sırf kendine özel uçak aldıracak da bir mühimmat. Fakat tabii ki bu uçuk bir düşünceden ileri gitmiyor.

İkinci seçenek ise aslında olabilitesi diğerinin argümanına göre daha yüksek olan fakat işin teknolojik boyutu bir yana politik olarak zorluklar çıkarılması da muhtemel olan bir seçenek. ABD elimizde ki F-16 uçaklarında bu mühimmatı kullandırmamak için baskı yapabilir ve zorluk çıkarabilir. Bunun yanında teknolojik olarak da bu işin ne kadar kolay olduğu tabii ki tartışılabilir. Günümüzde –Kolay olmasa da – Rusya üretimi Su-30 serisi uçaklara NATO ülkelerinin ürettiği mühimmatlar takarak kullanan ülkeler bile vardır.

Sonuç:

Eldeki verilere bakarak Türk Hava Kuvvetlerinin an itibariyle envanterinde bulunanlardan daha uzun menzilli bir hava-hava füzesine ihtiyacı var demek yanlış olmaz. Bunun da yerli imkanlar el vermiyorsa Avrupa Konsorsiyumu vasıtasıyla çözülmesi en iyi yöntem olur. Ama mühimmatı alıp uçaklara entegre ederek, ama diğer ihtiyaçları da aynı anda gidermek maksadıyla yeni tip bir savaş uçağı tedarik ederek bu ihtiyacın karşılanması gerekiyor. Aksi halde Hava-Hava konusunda vuruş gücümüzün etkisi günden güne azalmaya devam edecek ve “Çağıyla Yarışan” Türk Hava Kuvvetleri yarışın gerisinde kalarak, sahip olduğu caydırıcılığı kaybetme riskiyle karşı karşıya olacaktır. Böylesi bir durumda tabii ki yapılması gereken, öngörülen durumlara göre şimdiden ivedilikle adımların atılması yönünde olmalıdır.

Turkish F-16 ile ilgili görsel sonucu


Yazar: Abdullah Bekci     Kaynak: SavunmaSanayiST.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here