“Katmanlı Hava Savunma Sistemi” veya “Kademeli Hava Savunma Şemsiyesi” gibi tabirleri bir yerlerden en az bir defa duymuşuzdur. Çok kısa açıklamasıyla bu kavram: Bir ülkenin koruması gereken toprakları ve karasuları üzerindeki hava sahasını mümkün olduğunca boşluk kalmayacak şekilde havadan gelecek her çeşit tehdide karşı farklı irtifalarda, her tehdidin türüne ve irtifasına göre ayrı ayrı savunma yapacak şekilde savunma sistemleri ile oluşturulmuş bir koruma sistemidir diyebiliriz.

Bu makalede buna benzer bir konuya değinmek istiyorum. Yalnız konumuz savunmadan ziyade saldırı.

Nasıl ki savunma için çok ve çeşitli miktarda savunma unsuru gerekiyorsa saldırı için de yine aynı şekilde çok ve çeşitli miktarda saldırı unsuru gerekmekte. Ben uçaklar konusunda bilgili olduğum için yalnızca bu saldırı unsurları içerisinde yer alan uçaklardan bahsedeceğim. Bunun en güzel örnekleri ABD gibi Rusya gibi ülkeler. Bu tip ülkeler Yakın hava desteği için farklı, ağır bombardıman için farklı, hava üstünlüğü sağlamak için farklı, hafif taarruz için farklı tipte uçar unsurlar kullanarak adeta katmanlı bir saldırı gücüne sahipler.

Ülkemiz hava kuvvetlerinin muharip unsurları maalesef şuanda katmanlı bir sisteme sahip değildir… Devriye gezmek içinde, terörist bombalamak için de, Yunan uçakları ile it dalaşı yapmak içinde, Suriye sınırında gerçekleşecek bir sınır ihlalinde ihlal yapan unsuru düşürmek için de F-16 kullanmaktayız. Bunun yanında kara bombardımanı konusunda yeteneği ile hala büyük oranda işimizi gören F-4 uçakları da kullanılmakta. Ekonomik açıdan başarılı bir çözüm olsa da maalesef tek veya iki tip muharip jet uçağına sahip bir envanter özellikle bizim konumumuzda ki bir ülke için kesinlikle yeterli değildir. An itibari ile 238 F-16 ve yaklaşık 32 civarında F-4 uçağı ile bölgesinde Rusya ve İsrail’in ardından en büyük Hava Kuvvetine sahip olan ülkemiz nitelik olarak gayet güçlüyken, nicelik olarak maalesef o kadar da iyi durumda değildir. Yaklaşık 270 adetlik muharip jet filosu maalesef savaş bölgesinin sınırında olan ve üstelik neredeyse tüm dünyanın dolaylı veya doğrudan saldırdığı bir ülke için yeterli değildir. Bölgemizde bizden bir üst basamakta yer alan İsrail’in bile olası bir savaş durumunda stok olarak yedekte beklettiği unsurların sayısı bile bizim envanterimizin yaklaşık 1,5 katı yani 420+’dır. Ana vurucu gücü bizim envanterimizle hemen hemen aynı olsa da uçakların içerdiği teknoloji bizim uçaklarımızın maalesef çok önündedir. Özellikle sayısı yaklaşık 130’u geçen F-15I, F-16I ve F-35I uçaklarıyla baş edebilecek bir uçak elimizde bulunmamaktadır. Salt olarak Pilotaj becerisinin ön plana çıkacağı bir savaş durumunda tüm bu yazdığımız “maalesefleri” gönül rahatlığıyla silebilecekken gel gelelim teknoloji çağında yaşadığımızı düşünürsek teknolojisi iyi olanın avantajda olduğunu da kabul etmemiz gerekir.

Peki İsrail’in bize karşı avantajda olmasının spesifik olarak sebepleri nelerdir? Yukarıda da saymış bulunduğum gibi niceliksel yani sayıca çoğunluk olmanın yanında teknolojik olarak da bizden öndedirler. Bunun birinci sebebi tabii ki ABD’nin teknolojik destek açısından İsrail’e çok büyük destek vermesi ve sattığı unsurlara diğer ülkelere uyguladığının aksine hiçbir kısıtlama getirmemesi. Yani örneğin biz bir F-16 uçağımızın görev bilgisayarına kendi yaptığımız bir bombayı veya füzeyi tabir-i caizse ABD’den izin almadan entegre edemiyoruz. İsrail’in bu konuda herhangi bir kısıtlaması bulunmuyor. İstediği uçak üzerinde çok geniş çaplı değişiklikler çok kapsamlı modernizasyonlar gerçekleştirebiliyor. F-22 Raptor uçakları haricinde ABD’den talep edip alamadığı/alamayacağı hiçbir uçak yok. Bunun yanında eğer bilmiyorsa o işleri nasıl yapacağını da yine ABD ve diğer dost olduğu ülkeler sayesinde öğreniyor. Bunun da üzerine birde ihtiyaca göre uçak seçimleri gerçekten çok yerinde.

Yani şu anda ki yapılanmalarına baktığımızda: 5. Nesil Stealth (radarda düşük görünürlük) uçakları sayesinde elde edebileceği derin taarruz yeteneğini ve bununla beraber geleceğin teknolojisi olduğu kabul edilen elektronik harp ve ağ merkezli harp için F-35 uçaklarını tercih ettiler.

Hava savaşlarında sahayı domine etmesi için safkan bir avcı uçağı olan F-15’leri tercih etmişler. Sonrasında gerçekleşen modernizasyonlar sayesinde bu uçaklar çok büyük ölçüde ve çok uzun menzilde bombardıman yapma yeteneği de kazanmışlardır.

Genel maksat olarak yani çok yönlü her şeyi orta seviye de olsa yapabilen ucuz yollu bir çözüm için ise F-16’yı tercih etmişler.

İşte bana göre ülkemizin de buna benzer bir yapılanmaya gitmesi gerekmektedir. Aslında bu uzun vadede F-16, F-35 ve TF-X ile zaten olacak ancak bizim kısa zaman içinde yani TF-X operasyonel hale gelene kadar onun görevini yerine getirecek bir uçağı envanterimize katmamız gerekmekte. Önümüzde ki 15-20 yıl içinde bu konuda çok büyük ilerleme kaydedeceğimizi ve sizlere anlatmaya çalıştığım “Katmanlı Hava Gücü” konusunda büyük bir yol alacağımızı tahmin ve ümit ediyorum fakat takdir edersiniz ki 15-20 sene kısa bir zaman dilimi değil.

Şuan elimizdeki katman diye de adlandırabileceğimiz uçak tipleri şunlar:

Genel maksat yani Avcı, Bombardıman, Önleme, Keşif vs. için F-16, Ağır bombardıman için ise F-4 var.

Yakın zaman içinde operasyonel görevlere başlayacak olan Hürkuş-C yani eğitim uçağımız Hürkuş’un silahlı versiyonu ile Yakın Hava Desteği, şuan da proje aşamasında olan Jet Tekamül Eğitim uçağımız Hürjet’in de yine yakın hava desteği, önümüzdeki yıl ilk 2 adetlik teslimin yapılması planlanan F-35 uçakları ile derin taarruz ve ağ merkezli harp, yine geliştirme aşamasında olan 5. Nesil Stealth Supersonic muharebe uçağımız TF-X ile Hava Üstünlük gibi kavramların tamamına operasyonel anlamda sahip olacağız.

Şuan da ise kısa vadede çözüm olarak yapılacak en iyi iş envanterimizde bulunan Blok 30 tipi F-16’larımızı Blok 70 Viper seviyesine güncellemek (veya sıfır olarak alım yapmak) ve 3 Filo (60+12 adet) kadar JAS-39 Gripen savaş uçaklarından tedarik etmek. F-16V uçakları ile birlikte ekonomik açıdan avantajlı, teknolojik açıdan oldukça gelişmiş çok amaçlı bir uçağımız olacak. JAS-39 Gripen ile hava üstünlük konusunda şuanda elimizde bulunmayan bir kabiliyeti envanterimize katmış olacağız.

(Neden JAS-39 Gripen diye düşünenler için kısa bir açıklama: şuan gerek diplomatik ilişkiler göz önüne alındığında, gerek lojistik ve teknolojik uyumluluk göz önüne alındığında yapılacak en uygun tercih Gripen’dır. Aslında gönlümüzde yatan aslan Eurofighter Typhoon ancak ekonomik maliyetini özellikle şu dönem karşılamaya kesinlikle gücümüz yetmez. Gripen ise fiyatına göre bize oldukça faydalı olur. Gripen bugün elimizde ki F-16’lara nazaran çok daha küçük (yaklaşık 10 kat küçük) bir RCS değerine sahiptir. Hareketli AESA radarı çok iyi bir teknolojidir. Ayrıca Meteor Füzesi gibi bir avantajı da bulunmaktadır. Bunun yanında uçak çok kıvraktır ve 1.2 Mach hıza Afterburner kullanmadan ulaşabilir. Yani Supercruise özelliği de mevcuttur. Bu özelliklerine bakarak Gripen’ın elde ki F-16’lara göre çok daha iyi bir Hava-Hava performansı vereceğini söyleyebiliriz. Daha fazla F-16 yerine Gripen’e yönelmemizin sebebi de zaten budur.)

Bu sayede kısa vade de katmanlarımızı şu biçimde şekillendirebiliriz: Çok amaçlı uçak olarak F-16, Hava üstünlük uçağı olarak (her ne kadar tam anlamıyla bir hava üstünlük uçağı olmasa da) JAS-39 Gripen, Derin taarruz uçağı olarak F-35 ve yakın hava desteği olarak Hürkuş. Uzun vade de yukarı da yazmış olduğum gibi Gripen yerine MMU TF-X, Hürkuş’un yanına ilave olarak daha yüksek performanslı Hürjet kullanılır. Bunlarla beraber aynı zamanda insansız sistemler üzerine de büyük bir gelişme kaydedeceğimiz için keşif gözetleme görevleri ve dahilinde ağ merkezli harp konusunda da ileri seviyelere gelmemiz işten bile değildir.

İşte bu şekilde farklı görevler için farklı uçaklar kullanılarak, tabir-i caizse katmanlar oluşturarak hava gücünün maksimum vuruş gücüne ulaşması sağlanabilir. Bu teze zıt bir düşünce olarak ekonomik anlamda daha ucuz yollu bir çözüm bulunması adına bir uçağın her türlü görevi yapacak şekilde tasarlanıp üretilmesi düşünülebilir. Fakat bu konuda F-35 örneğinde gördüğümüz üzere böyle bir uçağın yapılması hem çok zor, hem de ekonomik anlamda tahmin edilebilecek sayıların çok üstünde maliyetlere sebep olması bana göre olumsuz düşünmek adına yeterli bir sebep. Üstüne bu derece gelişmiş birçok teknolojiyi bir araya toplamaya çalışınca ortaya çıkan ve ardı arkası kesilmeyen teknik sorunlar da cabası. Bütün bu anlatmış olduğum sebeplerden ötürü kendimce “Katmanlı Hava Gücü” olarak adlandırdığım bu sistemin (Belki lugatta başka bir kullanımı ya da benzeri bir açıklaması vardır) kurulması ve faal olarak kullanılması bir hava kuvveti için faydalı, bizim konumumuzdaki bir ülke için ise olmazsa olmazdır düşüncesindeyim.


Yazar: Abdullah Bekci     Kaynak: SavunmaSanayiST.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here